Çift Kişilik Akülü Araba - n11.com

Araba Cam ve Ayna Yağmur Kaydırıcı Film Çift Günün Fırsatı İndirimi İle cokindirimli.com

submitted by cokindirimli to u/cokindirimli [link] [comments]

Araba Cam ve Ayna Yağmur Kaydırıcı Film Çift Günün Fırsatı İndirimi İle cokindirimli.com

submitted by cokindirimli to u/cokindirimli [link] [comments]

Her gün bir hikaye #3

Benim ailem sadece üç kişilikti, o yüzden büyük bir eve ihtiyacımız yoktu, ayrıca bu şehre yeni taşındığımız için başımızı hemen sokacak bir yer bulmamız gerekiyordu. Ama en önemlisi; doğru düzgün bir ev alacak kadar paramız da yoktu. O yüzden bu eve razı olmak zorundaydık. Evin bulunduğu mahalle tek kelimeyle berbattı. Hangi zihniyet dağın eteğine mahalle kurduysa, bir sokaktan öbürüne geçmek için onlarca basamak merdiven çıkmak ya da inmek gerekiyordu. Yakınlardaki tek alışveriş merkezi bir sokak yukarıdaki bakkaldı. Bulunduğumuz yerden otobüs bile geçmiyordu. Zaten otobüs o sokaklara sığmazdı. Otobüs bulmak için ya dağın tepesine kadar merdiven tırmanmak ya da deniz seviyesine inmek gerekiyordu. Kısacası ev eski sahipleri gibi, ihtiyaçları çocukları tarafından karşılanan yaşlı insanlara göreydi. Yaşlı teyze ve yaşlı amca, çevrelerine göre varlıklı insanlardı. Dört katlı binanın girip çıkması en kolay olan zemin katını almışlardı. Pencereler çift camlıydı. Kaloriferi doğal olarak bulunmayan evde kat kaloriferi bulunuyordu, bu da evin rutubetli havasını ısıtmakta oldukça başarılıydı. Televizyon elli beş ekran olmasına rağmen en yeni modellerden biriydi. Arka taraftaki teras dedikleri balkon irisinde bütün Türk kanallarını net bir şekilde izlemeye yetecek güçte bir çanak anten yavrusu vardı. Koltuklar ve kanepenin tipi 1980’lerden kalmalıydı ama bir ay önce alınmış gibi yeniydi. Tuvaletin yanındaki küçük ikinci tuvalette bir şofben bile vardı. “Şofbeni kullanmayın” demişti yaşlı amca bizi evinde dolaştırırken. “Arızalıdır. Tamirciye çok para döktük ama çalıştırtamadık. Boşa paranız gitmesin.” “O zaman niye atmadınız?” dediğimde de: “Bize bir zararı yok, söktürmek için boşuna para harcamak istemedik” cevabını vermişti. Ev şehir merkezinin dibinde olmasına rağmen şehirden tamamen izole olmuş bir kenar mahalledeydi. Sanki İzmir’de değil de doğudaki şehirlerden birinde bulunuyordu. Burada yaşayan insanlar büyük ihtimalle ayda bir alışverişe gidiyor, yiyecek olarak dayanıklı besinler alıyorlardı. Zaten burada yaşamak durumunda kalmış insanların büyük ihtimalle dayanıksız yiyecek alacak kadar parası yoktu. O yüzden, sadece evin içindeki eşyaların parası bile neredeyse evi satın almak için ödediğimiz ücret kadar olmasına rağmen ev kolay kolay satılamamıştı. Evin sahibi amca ve teyze, tek çocukları büyüyüp kendisine ayrı ev aldıktan sonra burada on sene yalnız başlarına huzurlu bir şekilde yaşamışlardı. Kendilerine bakan çocuklarının tayini çıkınca onlar da çocuklarıyla birlikte gitmek zorunda kalmışlardı. Onun için senelerce emek verdikleri evlerini satışa çıkarmışlardı. Ev kendinden eşyalı olduğu için eve kolayca taşındık. Tapu işlemleri bittiği gün orada yattık. O gece ne kadar şanslı olduğumuzu düşündüm. Gelmiş olduğumuz şehirdeki evimiz kiraydı. Doğru düzgün paramız olmadığı halde burada ev sahibi olmuştuk. İşin ironik yanı bizim de tayin dolayısıyla buraya gelmiş olmamızdı. Evin en korkunç yeri kesinlikle tuvaletti. Benim gibi hayal gücü gelişmiş biri için gece herkes uyurken kapkaranlık bir pencereye karşı işemek bir işkenceydi. Her an pencereden içeriye bakan bir surat belirecek diye ödüm kopuyordu. Tuvalet alafrangaydı ama ihtiyacımı oturarak gidermek istesem bu sefer de pencereyi gözümle kontrol edemediğim için daha da huzursuz olacaktım. Pencerenin diğer tarafında teras vardı. Yani pencereden bakacak olan şahsın illa ki bir hayalet, hortlak olmasına gerek yoktu. Cani ruhlu normal bir insan da aynı görevi başarıyla yerine getirebilirdi. Kaldı ki insanın kendini en güvensiz hissettiği ve en korkak olduğu zaman; yarı uyur yarı uyanık olduğu zamandır. Gece böyle bir halde kalkıp tuvalete gittiğinizde orada yavru kedi görseniz yine korkarsınız. Tabi tuvalet meselesi diğerlerinin yanında aslında mesele bile sayılmazdı. Medeniyetin pek fazla uğramadığı bu mahalleye polis de uğramıyordu. Hemen her gece bir kavgaya, gaspa, araba soygununa rastlıyorduk. Üstelik bütün bu olayları zemin katın penceresinden, suçlunun bakış açısından görme fırsatımız oluyordu. Yaşlı amcanın taktırdığı çelik kapılar bizi ne kadar koruyabilirdi kimse bilemezdi. Son zamanlarda dışarıdan bir ses duyduğumuzda artık merak edip perdeyi aralamıyorduk bile. Onun yerine memleketin en büyük derdi olan birilerinin birilerini gözetlediği yarışmaların olduğu kanalları çevirip sesini mümkün olduğu kadar açıyorduk. Kimse bu yarışmaların faydasını inkar edemez. Bütün bu rahatsızlık veren olayların en büyüğü ise şüphesiz, hikayemin adından da anlaşılacağı üzere şofbenle ilgili olandı. Yeni okulumun dersleri eski okulumunkinden çok daha zor olduğu için sınav dönemi yaklaştığında çalışmalarımı yetiştirememeye başlamıştım. O yüzden hayatımda ilk defa gece geç saatlere, hatta ertesi sabaha kadar ders çalışmak gibi kötü bir huy edinmiştim. Henüz küçük bir çocuk olduğum için uykunun uyduruk bir derse değişilmeyeceğini bilmiyordum. O zamanlar garip olabileceğini düşündüğüm, şu anda ise garip olduğundan emin olduğum olay bu gecelerin ilkinde gerçekleşti. Saatin kaç olduğunu bilmiyordum ama saat dördü on geçiyordu. Nereden mi biliyorum? Onu da ileride anlatırım. Ertesi gün biyoloji sınavım vardı ama ben henüz kuşların iskelet yapısını bile bitirememiştim. Bazı dersleri geçmek için ne yazık ki çalışkan ya da zeki olmak yetmiyor. Öğretmenler, öğrencileri sadece kendi derslerini alıyormuş gibi en ağır sınavları genelde aynı haftaya, hatta bazen aynı güne yığarlar, biz de tombala oynar gibi belli konulara çalışıp sınavın oradan gelmesi için dua ederdik. Derse ara verip duaya başladığım molalardan birinde bir an için kafamı kaldırıp bir ses duymuş olabileceğimi düşündüm. Sesi gerçekten duymuştum ama ben bunun farkında değildim. Ses o kadar cılızdı ki ikinci, hatta üçüncü kez duyana kadar bu sesin sadece sulanmış beynimin bana oynamış olduğu bir oyun olduğunu düşündüm. Ses, iki metalin birbirine vururken çıkardığı sese benziyordu. Gözümün önüne bir tencereye davul tokmağı gibi vuran bir çekiç geldi. Davulun ritmi yavaştı; bir Türk sanat musikisi parçasına eşlik edebilecek yavaşlıkta. Etrafın daha gürültülü olduğu saatlerde duymuş olsam umuruma bile takmamış olacağım ses bir süre sonra kendi kendine yok oldu. Ben de önemsiz bir şey olduğunu düşünüp çalışmama devam ettim. Söylememe gerek var mı bilmiyorum, sınavım berbat geçti. Yalnızca sınavda uyuduğum için değil, soruların çalışmadığım yerlerden gelmesinden de dolayı neredeyse boş kağıt verdim. Uykulu ve aç olmamın etkisiyle ağlamaklı bir halde eve gittim. Gece hayatına alışmanın ne kadar kolay olduğunu, eski halime dönmenin ne kadar zor olduğunu yeni öğrenecektim. Eve gider gitmez yemek yiyip yatmış, saat gece on ikide uykumu almış bir halde cin gibi ayağa kalkmıştım. Bir sonraki sınavda aynı şeylerin başıma geleceğini bildiğim halde madem uyuyamıyorum bari ders çalışayım düşüncesiyle çalışma masama oturdum. Bir yandan integral işareti altında türev almaya çalışırken bir yandan da önceki gece duymuş olduğum sesi düşünüyordum. Otura kalka, su içe içe, tuvalete (mümkün olduğu kadar az) gide gide dört saat ders çalıştım. Matematiğe tam anlamıyla kendimi vermeyi başardığım sırada tencereye vuran çekiç sesini tekrar duymaya başladım. Yaptığım ilk iş saate bakmak olmuştu, saat dördü on geçiyordu. Sesin bir süre sonra gideceğini biliyordum, vakit kaybetmeden sesin kaynağını aramak için koridora çıktım. Tuvaletin kapısını açıp kafamı içeri soktum. Beklediğimin aksine içerisi gayet sessiz ve sakindi. Kulaklarımı koridora geri getirdiğimde ise ses çoktan gitmişti. Sesin şofbenden geliyor olduğunu ertesi gece fark ettim. Yakınlarda sınav olmadığı halde, gece tarifesine alışkın olduğum için saat on ikide yine ayaktaydım. Bu sefer çalışmam gereken bir sınavım da yoktu. Matematik sınavımın nasıl geçtiğini bilmiyordum çünkü sınavda neler yazdığımı, uyuyup uyumadığımı, hatta hocanın neler sormuş olduğunu bile hatırlayamıyordum. Eve geldiğimde ise kendimi uykudan kurtaramıyordum. Bu saatte ise yine cin gibi ayaktaydım, bu çok sinir bozucu bir durumdu. Ne olurdu sınavlar gece yarısı yapılsaydı? Yapılacak başka işim olmadığından o gün işlediğimiz dersleri tekrar etmek için çalışma masama oturdum. Dersleri günü gününe tekrar etmek bütün öğretmenlerin ilk emri olduğu halde hiçbir öğrencinin yapamadığı bir işti. Bir gün içinde görülen beşer farklı dersi tekrar edebilmek için gece hiç uyumamak gerekiyordu. Saat dörde yaklaştığında ben gecenin son dersi olan Tarih’in o gün yazmış olduğum notlarını okuyordum. Öğretmenlerin dersi tekrar etmeyi nasıl tanımladıklarını bilmiyordum ama yazdığım notları okumanın bir işe yaramadığını artık biliyordum. Bir sayfam kalmış olduğu halde saat dördü beş gece koridora çıktım. Küçüklüğümden beri kafamı ayrıntılara fazlasıyla takan biri olmuştum. O sesin nereden geldiğini bulmasam çatlayacaktım. Eğer bu gece de aynı zamanda başlarsa... derken başladı. Koridorda olduğum için ses fazlasıyla belirgindi, tuvaletten değil, tuvaletin yanındaki ikinci tuvaletten geliyordu. Bu saatlerde herkesin uyuyor olması, üstüne üstlük benim her şeyden korkan uyur uyanık durumda olmam bir bebek ağlamasını bile korkunç bir kabusa dönüştürebilirdi. Ama bu olay gerçekten de korkunçtu. Bunu şu anki aklımla da rahatça söyleyebilirim. Ses şofbenden geliyordu. Sanki görünmez bir el, metal bir cisimle şofbenin yüzeyini ritmik olarak dövüyordu. Tabi bu durumda metal cismin de görünmez olması lazımdı çünkü şofbenin görüntüsünde hiçbir gariplik yoktu. Kafamı yavaş yavaş yaklaştırıp en sonunda kulağımı üzerine dayadım. Eski zamanların savaş gemilerindeki davulların ritmiyle “bam... bam... bam...” devam edip şiddetli bir “BAM!” ile ses son buldu. En son “BAM”, ben ritmi duyma eşiğimin altına çekip sesin kaynağının ne olabileceği konusunda kafa yorarken kulağıma ulaşınca korkudan sıçrayıp koridora kadar geri çekilmiştim. Ses kesilmişti ama kalbim kendi varlığını hissettirecek şiddette atmaya devam ediyordu... Ertesi gün, olanları annemle babama anlattım. Benimle dalga geçtiler! O yaştayken büyüklerimin, şimdi ise yaşıtlarımın en nefret ettiğim özelliği, açıklanamayacak bir şey duyduklarında sadece inanmamakla kalmayıp, kendilerini komedyen sanarak benimle alay etmeleridir. Yaşadığım bunca sene boyunca bu gerçeğin hiç değişmediğini fark ettim; insanlar belirli bir yaşa geldikten sonra hayal güçlerin sıfırlayıp gözlerine at gözlüğü takıyorlar, buna da ‘olgunlaşmak’ diyorlar. Gözle görüp elle tutmadıkları hiçbir şeye inanmıyorlar ama açıklanamayanların en açıklanamayanı olan ‘Tanrı’ya kayıtsız şartsız inandıklarını iddia ediyorlar, hatta inanmayanları toplumun dışına itmeye çalışıyorlar. Belki de bu yüzden inanma durumunda kalıyorlardır, herkes inandığı için, toplum tarafından dışlanmamak için. Ramazan’da içki içmiyorlar, Kurban’da koç kesiyorlar, ama sanki öteki dünya yokmuş gibi birbirlerinin üzerine basıp yalanla, hileyle bu dünyada mümkün olduğu kadar yükselmeye çalışıyorlar. Tabi bunlar aslında beni hiç şaşırtmıyor. Ne de olsa Tanrı’ya gerçekten inanmak; aşka inanmak ya da açıklanamayana inanmak gibidir. Ya çok aptal olup körü körüne inanmanız lazım, ya da çok akıllı olup her şeyin ötesini görebilmeniz. Arasındakiler sadece inanıyor rolü oynar. Kusura bakmayın konudan saptım ama öfkemi kusmak zorunda hissettim kendimi. Sırf annemle babamın vurdumduymazlığı yüzünden şofbenin sırrı belki de hiç ortaya çıkamayacaktı. Artık geceleri düzenli bir şekilde saat on ikide kalkıyor, dördü on geçeye kadar masamda bir önceki günün derslerine çalışıyor (tabi artık derslerde not tutamadığım için ders kitaplarını okumakla yetiniyor), şofbenden dakikası dakikasına saat dördü on geçe başlayan “bam... bam... bam...” ve “BAM!”ları dinledikten sonra yatağa girip uyumaya çalışıyordum. Tabi bu işimde de başarısız oluyordum çünkü evimizde kendi zekası varmış gibi her gece aynı saatte davul çalabilen bozuk bir şofbenin bulunduğu düşüncesi, dişimin kovuğunda kalmış bir et parçası gibi bana sürekli rahatsızlık veriyordu. Sabah yediye kadar gözlerim kapalı yattıktan sonra okula gidip uyuyordum. Bu uyku düzeni (ya da düzensizliği) sınav dönemine denk geldiği için yeni okulumda alacağım ilk notlar sınıfın hemen hemen en düşük notları olacaktı. Aradan kaç gece geçti tam olarak hatırlayamıyorum ama bir gece bir çılgınlık yapmaya karar verdim. Nasılsa artık yok saymak istesem bile her gece seslerin başladığı zaman uyanık oluyordum. Şofbenin garip huyunu ilk fark ettiğim geceden beri hiçbir “bam”ı kaçırmamıştım. Kafamı yastığın altına ne kadar gömersem gömeyim kırk dokuz küçük, bir büyük “bam”ı saymaktan kendimi alamamıştım. Çıldırma noktasına gelmiştim. O gece saat dördü beş geçe, ilk zamanlarda yapmış olduğum gibi koridora çıktım. Aynı ses, aynı zamanda tekrar duyulmaya başlayınca şofbenin yanına gittim, bu arada “bam”ları sayıyordum. Kırk dokuzuncudan hemen sonra bir kapıyı çalar gibi şofbeni iki kere tıklattım. Büyük bam duyulmadı. Sessizlik içerisinde tam kısır döngüyü bozduğumu düşünüyordum ki çok daha garip bir şey oldu. Büyük “BAM” yerine iki küçük “bam”, aynı benim yapmış olduğum gibi. Tekrar yaklaşıp bu sefer üç kere tıklattım. Yine kısa süreli bir sessizlik, ve ardından üç küçük “bam”. İki “tık”, sonra bir saniye boşluk, ardından bir “tık”. Şofben beni yine taklit etti: “bam, bam, boşluk, bam”. Derhal annemi ya da babamı uyandırmalıydım, bununla dalga geçecek kadar da ahmak olamazlardı. Kafamda oluşmuş olan hikaye birilerinin benimle haberleşmeye çalıştığıydı, bodrum katına hapsolmuş bir çocuk gibi. Babam daha çok alay etmiş olduğu için önce ona saldırdım. “Baba!” diye bağırırken bir yandan da elektrik verir gibi sarsınca kelimenin tam anlamıyla sıçrayarak uyandı, hatta onun sıçramasıyla annem bile uyanmıştı. Babam daha ne olduğunu anlayamadan kolundan asılıp onu şofbenin yanına getirmiştim bile. “Bak” dedim, şofbenin üzerini iki kez tıklattım. Hiçbir cevap gelmedi... Babama karşı iyice rezil olmuştum ama babam da annem de artık dalga geçmiyorlardı. Benim gece çalışmalarımdan ve uykusuzluktan dolayı delirdiğime karar vermişlerdi. Fiziksel hastalığımız olmadan doktora gidecek lüksümüz olmadığı için babam çareyi bana ‘gece yataktan kalkma’ yasağı koymakta bulmuştu, sanki fark edecekmiş gibi. İyileşmem için tek yolun; şofbenin bir uzman (hayalet avcısı değil, tesisatçı) tarafından kontrol edilmesi olduğunu babama anlatmaya çalıştım, hatta bunu yapması için ona yalvardım ama bozuk bir eşyayı kontrol ettirmek için boşa para harcamayacağını söyledi. Gece kalktığımı fark edemeyeceğini kendisi de biliyor olmalı ki saat on ikide uyandığımda odanın kapısının üzerime kilitlenmiş olduğunu fark ettim. Şofbenle iletişim kurmaya çalışıp kafayı sıyırmaya çok da meraklı değildim zaten. Uyuyamayacağımı bildiğim halde tekrar yatağa yattım. Birkaç saat sonra uykuya daldığımın farkına bile varamadan şofbeni gördüm rüyamda. Gerçek dünyadan rüya alemine sanki geçiş yapmamıştım. Kapı kırılarak açıldığında gözlerimi açıp kafamı odanın girişine çevirince bizim kısa bir adam boyundaki beyaz, silindirik şofbenimizi görmüştüm. Gülünç bir şekilde tahliye borularını bacak gibi kullanarak üzerime yürüyordu. Normalde böyle saçma bir şeyden korkmamalıydım. Ama rüyadaydım; yarı uykulu değil tam uykulu durumdaydım. Bu durumda çok daha gülünç şeylere (inek kafalı bir adam gibi) korkmuş olduğumu hatırlıyorum. Yatağımda kıpırdayamıyordum. Şofben, termostatını turboda çalışan bir saat gibi kendi etrafında hızla döndürerek üzerime geliyordu. Bana ne yapacağını biliyordum, vücuduma yapışıp beni tavuk gibi kızartacaktı. Dibime kadar gelip üzerime eğildi. Annemin sesiyle “Kalk artık” dedi. “Okula geç kalacaksın.” Bu işkence ilk veli toplantısına kadar aynı şekilde devam etti. Sınıfın en uslu ve en çalışkan gözüken öğrencisinin en düşük notları alması beni toplantının en çok konuşulan çocuğu yapmıştı. Babam benim sözümü dinlememişti ama sadece daha iyi notlar alabilmem için öğretmenimin sözünü dinledi. Birkaç gün sonra bir tesisatçı evimizi ziyaret etti. Babam bu sağlam gözüken ama ‘çalışmaz’ denilen aletin çalışmama sebebini öğrenmek istiyordu, bense tahliye borularının nerelere bağlantılı olduğunu. Tesisatçının işi bittiğinde ikimiz de cevabımızı almıştık. Şofben şehir suyuna bağlı olduğu için su borusunun herhangi bir yerine metal bir cisimle vuran birisi benim hayatımı kabusa dönüştüren bu sesi çıkarabilirdi, teorik olarak. Şofbenin bozuk yanı ise... yoktu. Şofben sapasağlamdı. “Sadece şalter biraz eskimiş, ama iş görür abi” dedi tesisatçı aldığı parayı sayarken. Şalterin eski olduğunu biz de görebiliyorduk ama çalışır durumda olması oldukça ilginçti, tamirci ağabey bize bir deneme sürüşü bile yaptırmıştı, sıcak taraftan gerçekten de sıcak su geliyordu. Tabi depodan gelen sudaki iğrenç çürümüş yosun kokusunun gitmesi için sıcak tarafı yaklaşık yarım saat açık tutmamız gerekti. Koku aslında hiçbir zaman tam olarak temizlenmedi ama en azından ucuz sıcak su için dayanılabilirdi. Artık çaydanlıkta ısıttığımız suyla banyo yapmamıza gerek kalmayacaktı. Elektrik tüp gazdan daha ucuz olduğu için babam tesisatçıya harcadığı parayı karlı bir yatırım olarak değerlendirmişti. Böylelikle tamircinin gelmesinin bana iyiliği yerine kötülüğü dokunmuş oldu. Artık sadece davul çalan bir şofbenin ritmini dinlemek zorunda kalmayacak, aynı zamanda onun ısıttığı suda banyo yapacaktım. Bu, sizinle konuşan bir bifteği yemeye çalışmak gibi bir histi. Aradan hesapladığım kadarıyla tam beş buçuk ay geçmişti. İnsan zamanla her şeye alışır derler, ben de benimle konuşan bifteği yemeye alışmıştım. Bu kadar ay tek bir gece tek bir dakika bile şaşırmayan Ramazan davulcusu artık beni heyecanlandırmıyordu, çoğu zaman rahatsız bile edemiyordu. İnanın, beş buçuk ay boyunca her gece odanıza hortlak girse, ona bile alışırsınız. Her şeyin düzene oturduğunu düşünmeye başlamıştım. Bir akşam ıslık çalarak neşe içinde haftalık banyomu yaparken su önce birden kesildi, kısa bir süre sonra musluğun, duş musluğunun hortumuna bağlandığı yer delindi ve delikten su fışkırmaya başladı. Durulanma işini normal musluğun yardımıyla hallettikten sonra suyu kapatıp duş musluğunun hortumunu musluktan söktüm. Bu evdeki çoğu eşya biz geldiğimizde burada bulunuyor olduğu için neyin ne zaman bozulacağı belli olmuyordu. Hortumun zamanla yıpranmış olduğunu düşündüm. Babam elini akrepli cebine atıp duş musluğuna yeni bir hortum taktırınca sorunun hortumdan kaynaklanmadığını fark ettik; suyu açar açmaz hortum aynı yerden delinmiş, su aynı şekilde delikten dışarı fışkırmaya başlamıştı. Duş musluğunun kendisine bakmak işte o zaman aklıma geldi. Aslında akan suyu bir süzgeç gibi parçalara ayırıp üzerimize yağmur yağdıran bu alet olmasa da hortumla yıkanan filler kadar mutlu olabilirdim, ama ailemin geri kalan üyelerini de düşünmeliydim. Duş musluğunu hortumundan söküp deliğinden içeri baktım, deliğin bilye benzeri küçük bir topla tıkandığını rahatlıkla görebiliyordum, hatta topun beyaz rengi bile ışıkta seçilebiliyordu. Deliğe tığ sokmak, duş musluğunun diğer tarafını bütünüyle ağzıma sokup üflemeye çalışmak kar etmeyince topu önce tükenmez kalemimin arkasıyla iyice içeri ittirdim, daha sonra suyun süzülerek gelmesi gereken taraftaki vidayı söküp aletin içini açtım. Top kendi kendine yere düştü. Bir bilyeden daha çok bir pinpon topuna benziyordu. Elime alıp her yanını inceledim. Küçük çocukların oynadığı yumuşak toplardan biri olmalıydı. Hemen bu topun üzerine de kafamda bir hikaye uydurdum. Şofbenden gelen mesajı (ki bu ritmik sesin Mors kodu olması imkansızdı) yollayan kişinin aynı yöntemle tahliye borusuna top sokarak bana varlığını fark ettirmeye çalıştığını düşündüm. Tabi bu çok uzak bir ihtimaldi ama teorik olarak mümkündü. En mantıklı açıklama bu olmalıydı. Babama topu gösterdiğimde: “Şofben yollamıştır” diyip benimle yine alay etti. Ne de olsa onun benimkinden çok daha mantıklı bir açıklaması vardı; benim yalan söylüyor olmam. En azından artık ders çalışırken oynayabileceğim bir oyuncağım olmuştu. Birkaç gün içinde toptan tam verim almayı öğrenmiştim. Dış yüzeyi pinpon topu gibi olmasına rağmen kendisi sünger top gibi yumuşaktı. Kendisinden daha küçük çaplı borulardan geçebilmesi de bu şekilde açıklanabilirdi. Sağ elimle matematik problemlerini çözmeye çalışırken sol elimle topumu mıncıklıyordum. Bir makine gibi çalışan “beyin pistonlarımı” parmaklarıma yansıtıyordum. Topun zıplama yeteneği fazla yoktu ama masamın üzerinde yuvarlayınca kitaplarıma çarpıp geri geliyordu. Bu oyun da yeterince eğlenceliydi. Ve o geceye gelelim. Aradan hesapladığım kadarıyla tamı tamına... çok gün geçmişti. Mart ayının başları olduğunu hatırlıyorum çünkü yeni bir sınav dönemi gelip çatmıştı. Okuldan yeni gelmiştim. Daha üzerimi değiştiremeden annem duş musluğunu elime tutuşturdu. Sinirli bir hali vardı. Anlattığına göre saçlarını durulamaya fırsat bulamadan su önce azalmış, sonra kesilmiş, hemen arkasından da hortum her zamanki yerinden patlamıştı. Belki bir top daha gelmiştir diye delikten içeri baktım ama bu defa görünürde hiçbir şey yoktu. Belki de bu sefer sorun gerçekten de hortumdaydı. Uyanır uyanmaz göz atacağımı söyleyip duş musluğuyla birlikte odama gittim. Okul kıyafetlerimi çıkardım, ev kıyafetlerimi giyemeden yatağa yığıldım... Uzun süreden sonra ilk defa gece yarısına kadar uyumuştum. Belki bu da şofbenin planının bir parçasıydı. Saat on iki ile bir arası uyandığımda tekrar yatamayacak kadar uykumu almıştım, eski günlerde olmuş olduğu gibi. Bu saatte yapabileceğim tek bir şey vardı... Saat dört olduğunda dersler arasında tam bir tur atıp biyolojiye geri dönmüştüm. Uykum hala yoktu ama beynim sulanmıştı, artık bir yatak molası vermenin zamanı gelmiş olmalıydı. Yatak molası, uyuyakalmamam için çalışma ışığımı kapatmadan ve battaniyenin altına girmeden yatağın üzerinde gözlerimi dinlendirmek demekti. Sayfam kaybolmasın diye topumu kitabın arasına koydum. Yatmaya giderken yatağın hemen yanında yerde duran duş musluğunu görünce anneme vermiş olduğum söz aklıma geldi. Delikte bir şey görünmüyordu ama içeri üflediğimde süzgeçli taraftan dışarı hava gelmiyordu. Başka bir deyişle, içeri üfleyemiyordum. Biraz uykumu açması ümidiyle oflaya puflaya yataktan kalkıp içinde en fazla üç-beş alet bulunan mutfaktaki alet dolabından tornavidamı alıp odama döndüm, yatağın yanına, yere oturdum. Duş musluğundan bu sefer ne tür bir oyuncak çıkacağını gerçekten merak ediyordum. Vidayı dikkatlice söktüm. Vida düştü ama kapak açılmamakta ısrar ediyordu. Tornavidayı bu sefer kapağın kenarına sokup bir levye gibi açmaya çalıştım. Kapak, tam kırılacağını düşündüğüm anda yerinden fırladı, ama yere düşmedi, havada asılı kaldı. Olan biteni daha iyi anlayabilmek için çalışma ışığımı kendime doğru çevirdim. Kapak, eski tip duvar saatlerinin sarkacı gibi havada sallanıp duruyordu. Duş musluğuna, yosuna benzeyen liflerle bağlıydı. İplik kadar ince, uzun, kahverengi lifler... Duş musluğunu tıkayan şeyin bu yosun olduğu belliydi. Ama bu yosun nereden gelmiş olabilirdi ki? Su, aktığı halde nasıl yosun tutmuş olabilirdi? Duş musluğunu yosundan temizleyip kapağını yerine monte ettim. Elimde kalan garip yosunları çöp kutusuna göndermeden önce incelemek istiyordum. Nereden geldiklerini, nasıl bu kadar sağlam olduklarını, neden böyle, bir tutam saç gibi ince- Sizi daha fazla aptal yerine koymayacağım. Bir tutam saç gibi ince yosun sandığım şey aslında gerçekten de bir tutam saçtı. Bunun farkına vardığım anda şofbenin davul ritmi başlamıştı. Korkudan yerimden sıçrayınca neredeyse sandalyeden düşecektim. Tüylerim diken diken oldu derler ya, bu deyimi ilk defa bire bir yaşıyordum. Sanki biri sırtımdan omuriliğime 220 Volt elektrik veriyordu. Bir yılan gibi tıslayarak “Hasssssssiktir” derken kolumdaki kılların erekte olmalarını gözümle görebiliyordum. Bu sefer kafamda oluşturmuş olduğum hikaye bütün mantıksız hikayelerimden daha mantıksızdı, ama doğru çıkacağından neredeyse emindim. Hemen kitabımın arasındaki topu buldum. Işığın altında yüzeyini dikkatle inceledim. Tamamen beyazdı, ama parmağımı üzerinde dikkatlice gezdirdiğimde yüzeyinin pürüzlü olduğunu fark edebiliyordum. Bu saçma oyundan sıkılmıştım, yapmam gerekeni artık yapmalıydım. Tornavidayı aldım ve topun tam ortasına sapladım. Küçük çocukların birbirlerini ıslatmakta kullandıkları sulu toplar gibi yarıktan su akmaya başladı. Topun içindeki suyun tamamını balığa limon sıkar gibi boşalttıktan sonra yarığı iyice genişletip topu iki parçaya ayırdım. Elimdeki sağ yarı-kürenin iç yüzeyi grimsiydi ve üzerinde haritalardaki nehirlere benzeyen beyaz yollar vardı. Aynı tarif sol yarı-küre için de geçerliydi. Kafamı eğip masamın üzerindeki su birikintisine yakından baktığımda ise suyun içinde yer yer farklı renkte bir sıvının da bulunduğunu, suda dağılan rakı gibi yavaşça gezindiğini görebiliyordum, rengi kırmızıydı. Elimde tornavidayla deli gibi şofbenin yanına koştum. Dev silindirin üst kapağı ondan fazla vida ile tutturulmuştu. Silindir üzerinde daha rahat çalışabilmek için mutfaktan sandalyeyi getirdim. Vidaları tek tek sökerken şofbenin davul ritminin çoktan bitmiş olması gerektiğini fark ettim. Ama ritim, belki de sesi yükselerek (belki de korkudan bana öyle gelerek) devam ediyordu; sanki her küçük “bam” birer büyük “BAM”a dönüşmüştü. Birer kol düğmesi büyüklüğündeki vidaların hepsi söküldüğünde kapağın açılması gerekiyordu ama anlaşılan bu gece bütün kapaklar açılmamak için milli mücadele vereceklerdi. En azından bu kapağın açılmama sebebi belliydi; şofbene vidalarla tutturulduktan sonra dört yerinden biçimsizce kaynak yapılmıştı. Kaynak yerlerini tornavidayla yoklayıp yeterince sağlam olmadıklarını gördüm. Sanki bu işten anlamayan birisi acemice (ve acelece) yapmıştı bu kaynakları. Mutfaktan çekici getirdim... Saat beşe doğru yapacak olduğum bu işten dolayı bütün komşular gibi evdekiler de uyanacakları için tuvaletin kapısını kilitledim. Tornavidayı kaynak yerine sokup çekiçle altından vurarak parçalayınca kaynak parçaları kum taneleri gibi yere döküldü. Diğerlerine de aynı yöntemi uyguladım. Ben vurdukça şofbenden farklı tonda ama aynı şiddette cevap gelip gürültüyü iki katına çıkarıyordu. Babamlarsa çoktan kapıya dayanmış, adımı sayıklıyorlardı. Hiçbir dediklerine cevap vermeden işime devam ettim. İyice çıldırmıştım ve ailemin bunu bilip paniğe kapılması hoşuma gidiyordu. Benimle dalga geçtiklerine artık pişman olmuş olmalıydılar. Sonuncu kaynak da bittikten sonra tornavidayı şofben ile kapağının arasına sokup bir kaldıraç gibi kullanarak altından ne çıkacağını hiç düşünmeden kapağı kaldırdım. Suyun yüzeyine çıkan çocuk cesedinin sadece düz kahverengi saçları görünüyordu... Sandalyeden geriye uçtum. Popo üstü yere çakılmadan önce havadayken hikayemin nasıl da doğru çıkmış olduğunu düşündüm. Bana yollanan mesajlar şofbene bağlı bir yerden değil, direkt şofbenin içinden gelmişti. Popom zemine kavuşur kavuşmaz belki de bir yerlerinden çatlamış olan kasemin acısını düşünmeyip (gerçi ben onu düşünmesem bile beynimi zonklatacak türden bir acıydı) ayağa fırladım. Sandalyeden yuvarlanma sesini duyan annemler iyice çılgına dönmüş, kapıyı yumruklamaya başlamışlardı. Kapının kolunu yakaladım. Kıracakmış gibi asılmama rağmen kapı açılmıyordu. Kafamdaki hikayeye göre şofbenin içinde her ne varsa canlı olmalıydı. Arkamdan gelen su şırıltısını annemlerin bağırışları arasından duyabiliyordum. Uzun uğraşlardan sonra kilidin üzerindeki anahtarı görüp kapının kilitli olduğunu fark ettim. Kilidi de açamayınca diğer tarafta annem ve babamın olduğunu (sürekli hatırlatıyor olmalarına rağmen) unutup ağzıma gelen her türlü küfrü saydırdım. O an yüksek tansiyon veya kalp spazmı veya herhangi bir şeyden ölebilirdim. Anahtarı ters yöne çevirmeye çalışmayı bırakıp olması gereken tarafa çevirdim. Kapı açılınca bir ilkokul çocuğu gibi koşup annemin boynuna sarıldım... Babamın şofbenin içine baktığında attığı çığlık ve yüzündeki dehşet ifadesi, alay etmenin cezasını çektiği için açıkçası beni mutlu etmişti. Tabi bu mutluluğun o an yüzümden okunabilmesi imkansızdı. İhtiyar hiçbir şey söylemeden telefona koştu. Polislerin bu saatte gerçekten görev başında olup olmadıklarını ben de merak ediyordum. Babam: “Lütfen çabuk gelin, çok acil, ölü bir ceset var” türünden zırvalayıp telefonu kapatmadan önce adresi vermediği aklına geldi. İşin kötü yanı, evdeki kimse evin açık adresini tam olarak bilmiyordu. Şurda bi cami var... Orda bi sokak var... Şurdaki bakkaldan sola... Polisler saat altıda geldiklerinde biz bütün ışıkları açık salonda tek kelime etmeden yaklaşık bir saattir oturuyorduk. Annem ve babamın engellemelerine rağmen polislerin peşinden şofbenin yanına gittim. Üç kişiydiler, iki tanesi şapkasına kadar klasik birer Türk polisiydi. Üçüncüsü ise, Amerika’da yaşıyor olsam ‘FBI ajanı’ diyebileceğim takım elbiseli, elli yaşlarında, gri saçları yer yer ağarmış bir tipti. FBI amca lateks eldivenlerini takıp sudaki cesedi bir yavru kediyi ensesinden tutup kaldırır gibi çıkarttı. Ceset bir kız çocuğuna aitti. Hemen hemen hiç çürümemişti ama bunca zaman suyun içinde pörsümüş olması ona daha korkunç bir görünüm kazandırmıştı. Kahverengi saçları kafasının üzerinde neredeyse tek tek sayılabilecek kadar azdı, ama olanlar da beline kadar iniyordu. Tek gözü yoktu, bana dikkatle bakan diğer gözü ise oyuncak topum gibi bembeyazdı. Üniformalı polislerin tepkisi benimkinden bile şiddetli olmuştu, hatta birisi kelime-i şahadet getirerek sokak kapısına kadar kaçmıştı. FBI amca ise, şöminenin karşısında aşk romanı okuyan yaşlı bir adam kadar sakindi. Minik kızı ceset torbasına koyarlarken son bir kez görme şansım oldu. Kızın o rengi atmış yüzündeki şirin gülümsemesinin, dişleri içeri büzüşmüş dudaklarının içinde kaybolmuş tek gözlü yaratıkla yarattığı tezat, benim ironik-korku romanları yazmaya başlamamın en büyük sebebi olmuştu. Polisler, fermuarlı olması gereken siyah naylon ceset torbasının ağzını bağladıktan sonra ertesi gün ifadelerimizi alacaklarını söyleyip gittiler. Zavallı çocuğun yumuşamış vücudu morga gidene kadar büyük ihtimalle birkaç parçaya ayrılacaktı. Tabi hikaye burada bitmiyor. Bizim saatlerce çektiğimiz kokuya on dakika dayanamayan polisler apar topar gidince şofbenin içini araştırmak bana düştü. Depodaki su, içinde yüzen kahverengi saç telleri hariç temiz gözüküyordu. Ne de olsa aylarca o suyla yıkanıp depoyu iyice temizlemiştik. Banyoya su bizi temizlesin diye giriyorduk ama aslında biz suyu temizliyorduk... Şu anda masamın üzerinde duran mektubu işte orada, şofbenin içine göz gezdirirken buldum. Bir naylon torbanın içine rulo halinde konmuştu. O suya çıplak elimi sokmayacaktım tabi; annemin bulaşık eldiveninin yardımıyla çıkardım torbayı. Kopya çekmiş olacağım ama o mektupta yazanları (yazım hatalarını düzelterek) buraya aktarıyorum: “Sevgili dost, Bu gece saat dört civarında canımdan çok sevdiğim torunumu öldürdüm. Ne yapacağımı bilmiyorum. Her kimsen, sen bu mektubu okuduğun sırada ben büyük ihtimalle yaşlılıktan ölmüş olacağım. O yüzden her şeyi itiraf etmekte bir sakınca görmüyorum. Ben bir katilim, bunu senden önce kendime itiraf etmek zorundayım. Sevgili torunum bir insanın, hele hele o yaştaki bir çocuğun verebileceği en feci şekilde can verdi. Pazarları onun banyo günüdür. Annesi, sevgili gelinim, ve babası, sevgili oğlum her Pazar alışverişe gitmeden torunumu bana bırakırdı. Ben de ona banyo yaptırırdım. Ama bu Pazar farklı oldu. Torunum bana artık büyüdüğünü, yalnız banyo yapmak istediğini söyledi. Beş yaşındaki bir çocuğun bunları düşünebilmesi ne tatlı, değil mi? Ben de aptal kafamla çocuğa uydum. Sıcak tarafı açtım, soğuk tarafla da ılıştırdım. Torunum suyun sıcaklığının iyi olduğunu söyleyince gittim. Ama aslında sıcaklık iyi değildi. Bu Allah’ın belası lanet şofbenler sıcak suyun sıcaklığını her zaman sonradan kendi kendilerine arttırırlar. Sanki bu işi kasıtlı yapıyorlarmış, sanki fırsatları olsa bizi öldüreceklermiş gibi. Biz büyük olduğumuz için bizi kandıramıyorlar. Ama torunum, o daha küçücüktü. “Banyodan uzun süre ses gelmeyince yaptığım hatanın farkına varıp içeri girdim. Torunum artık yaşamıyordu. Ağzına kadar suyla dolu küvetin içinde gözleri kapalı yatıyordu. Musluktan gelen kaynar su ise küvetten dışarı taşıp yere dökülüyordu. Bu manzarayı oğluma göstermek için torunumun annesinin sevgili karımla birlikte kuaföre gitmesini bekledim. Zavallı çocuk, küveti görünce cinnet geçirip beni öldürmek istedi. Çıldırmıştı. Kendimi elinden zor kurtardım. Neyse ki bir süre sonra mantıklı düşünmeye başladı. ‘Zaten bir kaybımız var, bunu üçe çıkarmanın anlamı yok’ dedi. Kendisini hapse, beni de sevgili torunumun yanına yollamak hiç de akıllıca olmazdı. Bana torunumun nasıl ölmüş olabileceğini anlattı. Söylediğine göre sıcaklık birden artsaydı torunum sıçrayıp kaçardı. Su yavaş yavaş ısınmış, torunumu gevşetmiş, uykusunu getirmişti. Artan sıcaktan dolayı fark etmeden baygınlık geçirmiş, baygın durumdayken de boğulmuştu. Onu hiç kimseye göstermemeliydik. Öldüğü öğrenilirse bana da yazık olacaktı. Babasıyla birlikte onu bu şofbene sakladık. Sorumlu kişi olarak ben bu mektubu yazdım, gün gelsin torunumun ortadan kayboluşu açıklansın diye. Annesi dahil herkese onun kaybolduğunu söyleyeceğiz. Zavallı kadın... Acaba hangimiz daha çok kahrolacağız? “Olay yatışana kadar ne yazık ki birkaç ay, hatta yıl burada kalmak zorundayız. Sonra bir bahane uydurup uzaklara, çok uzaklara gideceğiz. Allah’ım beni affetsin.” Yaşlı amcanın tahmininin aksine, mektup o ölmeden önce bulunmuştu. Başka bir deyişle kendini buldurtmuştu. Polis, amcayı evinde yakaladı. Kendisi kaçınılmaz olarak çıkmamak üzere hapse girdi ama yine de sonu ailenin diğer üyelerininkinden daha kötü değildi. Yaşlı teyze durumdan haberdar olunca fenalaşıp ölmüştü (en azından gazetede böyle yazıyordu), kızının kaçırıldığına inanmış olan anne ise hayatının geri kalanını akıl hastanesinde geçirdi. Böylece şofben, aileyi en zayıf noktasından vurup parçalamayı başarmış oldu. Tabi bu sadece benim düşüncem. Yetişkin insanlara göre her şeyin mantıklı bir açıklaması vardı. Ne de olsa onlar benim yaşadıklarıma şahit olmamışlardı. Kızın tek gözünün nasıl kendi kendine çıktığını, gece gelen sesleri, gözün ve saçların depodan duşa kadar nasıl gelmeyi başardığını açıklamak zorunda değillerdi. Söylemeleri gereken tek şey benim hayalci bir çocuk olduğumdu. Ama yazmış olduğum yeni hikayeye göre belki de suç şofbende değildi. Belki canlı olan içindekiydi. İçeriden şofbene vurarak benim dikkatimi çekmeyi başaramayınca bana vücudunun parçalarını yollamıştı. Ailesini parçalamak gibi kötü bir niyeti yoktu, tek istediği bulunup gömülmekti.
submitted by Bursaland to kopyamakarna [link] [comments]

Araba otomatik şanzıman türleri.

Araba otomatik şanzıman türleri.
Baş not: Bilal'e anlatılacak bir not değil, biraz karışık bir konu. Basitleştirebileceğim kadar basitleştireceğim.
Şanzıman örnekleri 2005 ve sonrası için geçerlidir. Bazı daha eski veya daha yeni örnekler de olabilir.
Ve de liste ülkemize gelen modelleri kapsar.
Tek kavrama (Yarı otomatik) otomatik şanzımanlar: Bu şanzımanlar normal bir manuelin otomatikleştirilmiş hâlidir. Debriyaj sistemini bir robot, vites sistemini bir robot kontrol ediyor diye düşünün. Vites atma ve düşürme zamanlarını birkaç sensör kontrol eder ve sizin tepkilerinize göre de vites atma zamanları değişir.
Vites geçişleri sarsıntılı ve yavaştır. Yakıt yakma olarak en düşüğü diyebiliriz. Sorun(suzluk) olarak biraz daha manuele benzerdir. Balata sistemi değişimi eninde sonunda yapılacaktır. Çok sorunlu modellerde kavrama değişimi çıkabilir.
Çift kavrama (Yarı otomatik) otomatik şanzıman: Bu şanzımanlar iki kavramanın birleşimi ile oluşmuş şanzımanlardır. Bir kavrama 1-3-5-7-9 viteslerini temsil ederken öbür kavrama 2-4-6-8-10(vites sayısı modele ve şanzıman türüne göre değişebilir, Volkswagen Grubunun DQ200 şanzımanı 7 vites iken DQ250 şanzımanı 6 vitestir. Ford-Volvo'nun (eskiden) kullandığı Powershift 6, Renault grubunun kullandığı EDC 6, Fiat grubunun TCT şanzımanı 6 vitestir.) viteslerini temsil eder. Bir kavrama bir vitesi çalıştırırken öbür kavrama bir ileri vitesi aynı anda çalıştırır. Bu sayede vites geçişleri çok hızlıdır.
Fakat her gülün de bir dikeni vardır. Sorun(suzluk) adına en sıkıntılı vites türlerindendir. Kavrama sistemi veya mekatronik sistem değişimleri 100.000 KM kullanımı civarında boy gösterirken fabrika garantisiz araçlarda 10.000 TL'den 40.000 TL'ye kadar masraf çıkartabilir. Yakıt yakma olarak yine düşüktür.
Tam otomatik şanzımanlar: Bu şanzıman sistemi planet dişlerinin kavramayla birleşmesiyle oluşan kompleks bir sistemdir. Bazı türlerinde de balata sistemi vardır. Firmalar 2000-2010 yılları arasında çok kullanırken 2010-2015 yılları arası daha çok yarı otomatik şanzımanlar kullanmıştır. 2015 yılından beri çoğu firma teker teker bireysel araçlarına tam otomatik şanzıman koymaya başladı.
Sorun(suzluk) olarak hemen hemen en iyi şanzıman budur. Dezavantajı olarak çok yakması ve yavaş vites geçmesi yatıyordu. 2015 itibarıyla bu da değişti. Modern tam otomatikler hem hızlı hem de az yakıyorlar.
Kayışlı(CVT) otomatik şanzıman sistemi: Sonsuz orana sahiptir. Firmalar bunun sayesinde istediği oranda sanal vites sistemi yaratabilirler. Aynı şekilde motorun son gücünü kullanmaya çalışırsanız da sanal vites sistemini bırakıp son devirde tam çalışmasına olanak sağlar. Daha çok atmosferik motor araçlarda kullanılır(atmosferik motorlar yüksek devirlerde tork verdiğinden dolayıdır).
Sorun(suzluk) adına zincir kayışlılar sorunsuz ilân edilir. Fakat aynı şekilde işini başına batıran Nissan firması da vardır. Yakıt yakma konusunda pimpirikli bir insansanız baştan atmosferik motor almamanız gerekir. Vites geçişleri sanal olduğu için ya yok ya da bilgisayarın kompleks hissiyat kodlamasına bağlı diyebiliriz.
Vitessiz otomatik şanzıman sistemi: Kendim de maalesef çok fikrim yok, kısaca geçersek hybrid ve elektrikli araçlar kullanır. Sorun duymadım diyebilirim. Ülkemizde daha çok Toyota Hybrid sisteminde olan e-CVT kullanılır. Ve bu şanzıman konusunda en son baktığımda çok bilgi kirliliği vardı. 3 farklı kaynak 3 farklı sistem söylüyordu.
Bonus: SkyActiv-Drive: Mazda'nın son dönem şanzımanı. CVT-Tam otomatik ve Çift kavrama yarı otomatik şanzıman sistemlerini birleştirip hepsinin iyi tarafını alıyor. 2018 ve sonrası Mazda 6'larda var diye biliyorum. Fakat Mazda ülkemizde bitmek üzere, en son sıfır araba siparişi için minimum 2021 yılını veriyordu.
Şanzıman örnekleri(baş notu okuyunuz):
Tek kavrama(Yarı otomatik) otomatik şanzıman sistemi:
Alfa Romeo: Eski modellerinde (ülkemizde en çok olan 147-159 modelleri özellikle) Selespeed tek kavrama şanzıman kullanılır.
BMW: 2008 yılına kadar bazı modellerinde steptronic tek kavrama şanzıman kullanıldı.
Citroen: 2015 yılına kadar C4 Cactus dışı MCP tek kavrama şanzıman kullanıldı(anlamanın en iyi yolu şu, BlueHDi isimli motorda EAT tam otomatik şanzıman kullanıldı), C4 Cactus'te ise ETG6 şanzıman kullanıldı.
Dacia: Otomobil kategorisine giren araçlarına ZF yapımı Easy-R tek kavrama şanzıman kullanıldı.
DS Automobiles: 2015 yılına kadar ETG6 kullanıldı.
Fiat: Eski modellerinde tek kavrama Dualogic, yeni modeller arası sadece 500L tek kavrama Dualogic şanzıman kullanılıyor.
Honda: Jazz modelinde 2008-2012 arası i-Shift tek kavrama otomatik şanzıman kullanıldı.
Lancia: Ülkemize gelen modellerinde MTA tek kavrama şanzıman kullanıldı.
Mazda: 6 modelinde 2013 yılına kadar 5 ileri tek kavrama otomatik şanzıman kullanıldı.
Mitsubishi: Colt modelini ele alırsak 2019'a kadar AMT tek kavrama şanzıman kullandılar.
Opel: 2009 yılına kadar 6 ileri ZF yapımı tek kavrama Easytronic şanzıman kullanıldı. Astra K modelinde ülkemize çok çok az gelen 1.0T motoruyla beraber de yine Easytronic şanzıman kullanıldı.
Peugeot: 2012 yılına kadar Auto6R, 2012-2015 arası ETG6 tek kavrama şanzıman kullanıldı.
Toyota: 1.3 D4D kanser motorla kanser M-M/T şanzıman kullanıldı. Neyseki 2018 yılında her ikisi de üretimden kaldırıldı.
Çift Kavrama(Yarı otomatik) otomatik şanzımanlar:
Alfa Romeo: En yeni ülkemize gelen Mito-Giuletta modellerinde 6 ileri TCT çift kavrama şanzıman kullanıldı.
Audi: A1-A3-Q1-Q2-Q3 modellerinde kuru çift kavrama DQ-200 DSG çift kavrama şanzıman kullanıldı, A4-A5-A6-Q4-Q5-Q6 modellerinde ıslak çift kavrama DQ-250 DSG çift kavrama şanzıman kullanıldı.
BMW: Bazı modellerde Drivelogic adı altında DCT, BMW X1- 2 Grand toure Active tourer'de ise 2018 sonrası modellerinde Getrag yapımı çift kavrama kullanıldı.
Fiat: Dizeller çift kavrama DCT, benzinliler 2019 sonrası yine çift kavrama DCT.
Ford: 2012-2018 arası çift kavrama Powershift, 2018-günümüz arası yine kullanılıyor, fakat tam otomatik şanzıman seçme olanağınız var.
Hyundai: Turbo benzinli modellerin hepsi çift kavrama DCT, yeni Turbo dizel modellerinde ise yine çift kavrama DCT kullanılıyor.
Infiniti: 7 ileri çift kavrama DCT kullanıyor.
Kia: Hyundai ile aynı ama daha yorucu. Kia Rio'da Hyundai için olan şey geçersiz, onun dışında aynı.
Mercedes: C segmenti araçlarında 7G-DCT Tronic çift kavrama DCT şanzımana sahip.
Renault: Megane 3 benzinliler dışı Megane'lar 6 ileri kuru çift kavrama EDC kullandılar, Talisman ile birlikte 7 ileri ıslak çift kavrama EDC kullandılar.
Volkswagen grubu geneli: Ibiza, Leon, Toledo, Arona, Fabia, Octavia, Superb, Yeti, Karoq, Kodiaq, Polo, Golf, Passat, Jetta, CC, Arteon, Tiguan, T-Roc modelleri için 1.0, 1.2, 1.4, 1.5, 1.6 TSI-FSI modelleri için DQ-200 DSG kuru çift kavrama, Amarok, Touareg, Octavia, Superb, Karoq, Golf, Passat, CC, Arteon ve Tiguan için 2.0-2.5 TDI/TSI modellerinde ufak istisnalar dışı DQ-250 DSG ıslak çift kavrama şanzıman kullanıldı.
Volvo: Ufak karışık, 2018 yılına kadar 2.0'dan küçük T3 "olmayan" motorlarda 6 ileri Powershift kullandılar. Başlarına da bela oldu.
Tam otomatik şanzımanlar:
Audi: A7-A8-Q7-Q8 gibi üst uç modellerde Tiptronic 8 ileri tam otomatik şanzıman kullandılar.
BMW: 2018 yılına kadar 2 serisi Active ToureGrand Tourer ve X1 serisi araçlar için Aisin yapımı 6 ielri tam otomatik, diğer çoğu modelde tam otomatik ZF8 kullandılar.
Chevrolet: 2.0 altı motorlarda Aisin yapımı AT6 tam otomatik şanzıman kullanırken 2.0 ve üstü motorlarda General Motors yapımı tam otomatik şanzıman kullanır.
Citroen: 2015-2018 arası tam otomatik EAT6 şanzıman kullanırken 2018'den günümüze kadar EAT8 tam otomatik şanzıman kullandılar.
DS Automobiles: 2015-2018 arası tam otomatik EAT6 kullanırken 2018'den günümüze kadar EAT8 tam otomatik şanzıman kullanır.
Fiat: 2019'a kadar turbo benzinli modellerinde AT6 tam otomatik şanzıman kullanıyordu.
Ford: 2000-2004 arası eski tip tam otomatik 4 ileri şanzıman, 2008-2012 arası yine eski tip tam otomatik şanzıman kullandılar. 2018'den günümüze kadar ise 8 ileri tam otomatik Geartronic ile 6 ileri yarı otomatik Powershift ile beraber satar. Sıfır alırken seçim yapılıyor.
Honda: Dizelleri ülkemize geldiğinden beri 9 ileri ZF9 tam otomatik şanzıman kullanıyor.
Hyundai: Atmosferik benzinliler tam otomatik, eski dizellerin tamamı tam otomatik.
Mazda: 3 serisinde ülkemizde olan "daha yeni 2010 sonrası" araçlarında 6 ileri tam otomatik AT6 şanzıman kullanıyor. Mazda 6 dışı eski modellerinde 4 ileri eski tip tam otomatik şanzıman kullanır.
Mercedes: D segmenti ve üstü araçlarsa 7 veya 9 ileri tam otomatik 7G-Tronic / 9G-Tronic şanzıman kullanır.
Nissan: Laurel Altıma, Maxima QX, Micra, Pathfinder modellerinde (2010 öncesi için geçerli hepsi) 4 ileri eski tip tam otomatik şanzımana sahip.
Opel: 2009 sonrası hemen hemen tüm modellerde AT6 tam otomatik şanzıman kullandılar. En yeni kasa araçlarında ise Corsa EAT8 tam otomatik şanzıman kullanıyorken Peugeot Opel'i alsa da GM'nin model sahipliği yüzünden Astra ve Insignia için AT9 tam otomatik GM şanzımanı kullanıyor.
Peugeot: 2015-2018 arası EAT6 tam otomatik şanzıman, 2018'den günümüze kadar EAT8 tam otomatik şanzıman kullanıyor.
Renault: Megane 1-2 modellerinde eski tip 4 ileri tam otomatik şanzıman kullanıyorlar.
Suzuki: Cross ve Vitara en son kasada 6 ileri tam otomatik AT6 şanzıman kullanıyor iken Swift'in önceki kasasında yine 6 ileri tam otomatik AT6 şanzıman kullanılıyordu.
Kullandıkları tam otomatik Aisin tarafından üretildi. 4-5 ileri Tam otomatikler yıllar boyu kullanıldı(Swift-Grand Vitara-Jimny)
Volkswagen: Amarok ve Touareg'in 3.5 motorlarında tam otomatik şanzımanlar kullanıldı.
Volvo: Karışıklardan biri yine. T3 motorlar 6 ileri tam otomatik Geartronic şanzıman kullandı. 2017 yılından sonra hepsi 8 ileri tam otomatik Geartronic'e geçti. Fakat hâlen V40 T3 motor ile 6 ileri tam otomatik şanzıman kullanıyor.
[•alıntıdır•] Ek bilgi olarak önceki kasa volvoların (yani 2006 öncesi S80, 2010 öncesi S60 ve 2004 öncesi S40'lar ve bunların SW-SUV versiyonları) bütün motorları tam otomatik şanzıman kullanır. Bunların en sabıkalısı S80 T6(çift turbolu olan)'nın şanzımanı, kronik sıkıntılı bir şanzıman.
Ayrıca volvoda 1999-2003 arası 5 ileri olan şanzımanların eğer yağı düzenli değişmezse yüksek km'lerde problem çıkarma ihtimalleri normalden fazladır.
Kayışlı (CVT) şanzıman sistemleri:
Audi: A4-A5-A6(SUV serisini bilmiyorum) 2015 civarı yeni kasaya geçene kadar CVT kullandı.
Ford: 2005-2007 arası CVT kullandı.
Honda: 2008'e kadar Jazz için CVT kullanıldı, 2012'den günümüze kadar yine CVT kullanıldı. Civic için ise 2017 sonrası atmosferik motorlarda CVT kullanılıyor.
Nissan: Şu anda çoğu modelinde CVT kullanıyor.
Renault: Megane 3 modelinde benzinli motorlarla CVT kullandılar.
Toyota: Atmosferik benzinlilerde CVT kullanıyorlar.
Vitessiz şanzıman:
Lexus: e-CVT
Toyota: e-CVT
submitted by Dapplication to bilaleanlatirgibi [link] [comments]

KGB REDDİTİN KURULUŞU 7.BÖLÜM

KGB REDDİTİN KURULUŞU 7.BÖLÜM

Kgb 1.Downvoter Savaşı
''''''''''''Bilgilendirme: Bu parttaki müzikler mobilde de arkada dinlenebilmesi için spotify eklentilidir'''''''''''''
**************************************************************************************************
~~ ~~ Kgb yelleri ~~ ~~
Her şey bittiğinde ve çöken şafak cennetin ışıkları altında bedenlerimizi yaktığında; geriye anlatılacak hikayeler ve hatıraların boğuk sisi kalacaktır.
Sarumanın günlükleri 9. Kayıp cilt, 28.ekleme, sayfa 1019
SAVAŞ ÇANLARI
Koşuşturan kgbliler ve kızgın alevde dağlanmış kılıçların çelik seslerne karışan, ince telleri elf kızlarının altın saçlarını andıran yayların hemen önünde: lirlerine uzanan ozanların resmedilemeyen görüntüsü. Hüznünü öfkeyle kusarcasına bağıran karanlık bulut kümelerine karşın, ertesi günün sabahında kgbde karşılaşacağınız koşuşturmacanın sadece yarısı bile çakan şimşeklerden daha endişe vericiydi. Tüm üyeler artık geri dönülemez bir yolda olduğumuzu biliyordu; bu yüzdendir ki insanlar kılıçlarını bilerken elfler sadaklarını dolduruyor, cüceler inşa ettikleri savaş makinelerini yağlarken hobbitler küçük hançerleriyle tarla fareleri gibi etrafta koşturuyordu. Tam son gelişmelerden haberdar olmak için günün ilk işi hot posts tavernasına girecek…
“Ondan sonra da annesini yatırıp bir güzel siktim!”
DUR!
Dememle çarpışmamız bir oldu hobbitle. Kim olduğunu tahmin etmek için çabaya gerek bile yoktu, keza sadece konuşmasından bile kendini belli ediyordu u/skyxco.
“Oo Saru naptın!” yere dökülen birasında kalmıştı gözü, “Bugünlerde de ağız tadıyla ana sikemez olduk”
O sırada konuştuğu hobbitler u/karmamarma1 ve u/AhmetOguzTr ise kahkahalara boğulmuş kahkahalar içinde bir oraya bir buraya savuruyordu biralarını. u/skyxco ise daha derin bir imayla söylemişti sözlerini.
“Hala downvote alıyor musun?” diye sordum ağır bir sesle.
“Evet…”
Gel, sana bir bira ısmarlayayım.”
Karma ve ahmetoguz ise “bize de yok mu orospu çocuğu” dercesine yüzüme bakıyordu, büyücü kredisinin daha yatmasına 10 gün vardı amk hobbitleri.
“Tamam orospu çocukları” dedim. “hepinize birer bira.”
****************************************************************************************************
İçeride ölüm sessizliği vardı. Kgbnin tüm ırkları soğuğunu hissetmiş savaşın, karanlığın fısıltılarını dinler olmuştu. İnsan kabasakal, cüce cornelius, elf berdog ve hobbit u/alperozkaya yı gördüm farklı köşelerinde bardaki chatroomun. Masaya oturduğumuzdan beri hareket eden tek şey, kahve deri ciltleri aşınmış bir tutacın arasındaki notlarına gömülmüş, birasından daha tek yudum almamış ahmetoguzun sayfaları arşınlayan parmaklarından ibaretti.
“Neye bakıyorsun?”
“Floodları düzenliyorum, geri dönemezsek birisine bunları bırakmam gerekiyor.”
Karma ise onun aksine dalgın bakışlarla duvarları izliyordu.
“Hot posts’a bir kere yolu düşmüş herkes bunu bilir. u/skyxco olarak annelere hükmetmek isterim kainatın yazılışından itibaren, hepsine; ismim anılır en karanlık köşelerinde kgbnin, fakat artık konuştuğuklarımız yitiyor Saruman. Tesadüf sanıyordum. Commentlerime mavi çalınırdı ara sıra, fakat artık ne zaman birisinin yegane annesini ağzıma ansam, dipsiz bir bataklığın içerisine çekiliyor sözlerim.”
Parlak kılıcını kınından çıkarıp yavaşça masaya koydu.
“Ne olacağı umrumda değil. Artık tek istediğim, daha fazla kan.”
****************************************************************************************************
Akşam geldiğinde tüm kgb geniş hot posts’ta yerini almıştı. Mod kadrosu kendilerine ayrılmış 7 meşin kütüğe, u/cathessis remmani taşlı kızıl asası ve u/ministerblackveil ile bir köşesinde tavernanın; u/s_v_m, u/corneliusvanbaerle ve u/25122203(Kabasakal) diğer köşesinde. Serviste üç mutfak robotu , u/ayseyz u/idillogia ve u/fikarme. Her ne kadar sonuncusu biraz erkeksi dursa da. Bar taburesinde pürdikkat bir elf u/berdog, ayaklarının dibindeki kediler ve yanındaki zıbzıb u/kralperxx ile. Bardaki eski ama kumaş kaplı sandalyesinde oturmakta olan beyefendi u/pervane_pascha (son anda hayata döndürmeyi başarmıştık, hala daha ekliyordu postlarına uzun yazılarını). Kapıdan iki insan, u/Canbeaxiel ve ejderha terbiyecisi u/KiracUzun da girdikten sonra kalan nickleri okumayı bıraktım, çünkü Kürşat’ın tavernanın üzerinde 8er metrelik dev kanatlarını çırparak inecek bir yer bulmaya çalışması tüm dikkatimi bir kaplumbağa pornosunda birbirine çarpan kabuklara çevirmişti. Aynı u/hamhumsaralop’un konuşması gibi:
“BU DOWNVOTERLAR KESİN KÖYLÜ AMK BUNLARIN KARISININ AMINA SUYLA ÇİMENTO DÖKÜP SİKE SİKE KARMAK LAZIM BETON SERTLEŞİNCE ÖLÜLERİNİN CESETLERİNİ SİKİMİZDEN KAZIYARAK ÇIKARTIRLAR!”
Hamhum tam ayaklarını çıktığı masanın üstüne vura vura konuşmaya devam ediyordu ki aniden taş kesildi. Zaman bir saniyeliğine durdu handa. Tüm sesler sustu, görülmez bir bıçak kesti kağıttan gürültüyü. Lord girdi kapıdan.
u/furkantopalın sakin bakışları süzüldü her birimizin üzerinde, botlarının tahta zeminde çıkardığı sesler kulakları döverken modların arasından geçip deri tahtına oturdu. Kabzasının içerisinde değildi bu sefer sağ elindeki kılıcı, sert bir şekilde yere saplarken tahta zeminin altındaki küçük maviliği gördü. Zehir hot posts'a kadar gelmişti, sakince anlatacağı savaş konusu; taşan bu son damlayla yeniden yazıldı. Sakin bakışları patlamaya hazır bir volkana dönmüştü artık, bağırmayı beklerken. Giderek buruşturdu yüzünü, sükunetle üzerimizde gezdirdiği gözleri artık sizi alevler içerisinde çiğneyecek karanlık bir iblisi andırıyordu. Dişlerindeki gıcırdamayı tüm salon hissediyorduk, daha bir dakika olmadan oturduğu yerden aniden kalktı kılıcını çıkartırken. Salonun en ucundaki u/wingedhussar ın bile duyabileceği kadar yüksek bir perdeden öfkeli bir sesle fermanını veriyordu:
"DOWNVOTELARLA İLGİLİ"
"Sosyal medyada boy gösterebilme şansım olsa, kadromuzdaki eksik old kgb tayfasını dolduracağım buraya amına koyayım, buraya gizli gizli geçtiğimiz için hala burda olduğumuzu bilmeyen çok insan var ama rahata kavuştuğum güne kadar kendi göbek bağımızı kendimiz kesicez. Ve beni tanımayan orospu çocukları, TANIYACAKLAR.
ŞİMDİ BU KURALLARA UYUYORSUNUZ VE KGB'Yİ YÜKSELTİYORSUNUZ. BAZI MEDENİYETSİZ SİKİKLER YUMUŞAK YÜZLÜLÜĞÜ ZAYIFLIKLA KARIŞTIRIYORLAR. ONLARIN ANASININ AMINA KARTAL GİBİ SÜZÜLMENİN VAKTİ GELDİ."
*********************************************************************************************
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Bu şarkıya MUTLAKA geç ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Karga sesleri duyuldu tavernanın dışında.
...
Geliyor...
Konuşmasını bitirdiğinde, asamı yere vurmaya başladım, hobbitler de ritme kapılmıştı; büyücüler yerleri dövüyor, şövalyeler çelik kılıçlarını tokuşturuyordu havada. Masaların üzerinde cüceler ayaklarıyla vuruyordu, cornelius içkisini bırakıp çift yarım baltalarının demir saplarını birbirine çarpmaya başladı!
GELİYOR!
TAK! TAK! TAK! TAK!..
TAK! TAK! TAK! TAK!
TAK! TAK! TAK! TAK!
BERDOG BAĞIRDI!
DÜNÜ UNUTMAYACAĞIZ.
KAYIPLARIMIZI GÖMECEĞİZ!
YARINI GÖRMEYECEĞİZ.
BUGÜN ÖLECEĞİZ!
SKYXCO SAVURDU KILICINI
SA-VA-ŞA!
SA-VA-ŞA!
SA-VA-ŞA!
KAN İÇİP!....
SA-VA-ŞA!
BUZ ÇİĞNEYİP! SA-VA-ŞA!
SA-VA-ŞA!....
ÖLÜM MELEĞİNİ KATLEDİP!
SA-VA-ŞA!
BÖĞÜRÜP GEBERTMEYE!
SA-VA-ŞA!....
ET DİŞLEYİP!
SA-VA-ŞA!
CESET EZMEYE!...
SA-VA-ŞA!
SVM BAĞIRDI!
GÜNEŞ GİBİ YÜKSELECEĞİZ!
ŞAFAK GİBİ ÇÖKECEĞİZ!
SA-VA-ŞA!
KGB DOĞACAK!. KGB ISIRACAK!. KGB SAVAŞACAK!
SA-VA-ŞA!
ASLANLARI PENÇELEYECEĞİZ!
SA-VA-ŞA!
TİMSAHLARI BOĞACAĞIZ!
SAVAŞA!
YARIN SAVAŞACAĞIZ.
SAVAŞA!
SAVAŞA!
SAVAŞA!..
KEMİKLERİMİZ PARÇALANANA KADAR!
CESETLERİMİZ ÇÜRÜYENE KADAR!
SA-VA-ŞA!
MEZARLARIMIZ TAŞANA KADAR!
SA-VA-ŞA!
SA-VA-ŞA!
SAVAŞACAĞIZ!...
KIZILA BOYAYANA KADAR GÖKYÜZÜNÜ!
SAVAŞACAĞIZ.
DİZ ÇÖKTÜRENE KADAR !
SAVAŞACAĞIZ.
BOĞAZLARINI DEŞENE KADAR!
SAVAŞACAĞIZ.
TEK TEK BOĞANA KADAR!
SAVAŞACAĞIZ! ...
******************************************************************************************************
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ KGB Savaş Müziği ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Yarının sancağında kılıçlar yükseldi. Üzerlerimize gelen downvoterların ağızlarının suyu damlıyordu kızgın toprağa. Gözlerimiz faltaşı gibi açılmıştı kara metal mavisi zırhların fazlalığına, biz ise kırmızıya çalan kuşakları işlemiştik zırhlarımıza. Genç u/rientala19 ve u/BlueGrayOwl ise kılıçlarının kabzalarına koyu kırmızı rengi çalmıştı, u/berdog'da turuncu uçlu oklar, Süvari u/YanikTheGent'in atının yelesinde göz korkutucu bir kızıllık vardı. Bir de u/kralperxx ise, komple annesini kırmızıya boyamıştı gebzeli orospu çocuğu! Anneni ketçaplayıp ketçaplayıp sikeyim gebzeli !
Tüm bu hengamenin arasında, u/cemceylan, u/ministerblackveil ve u/berdog başta olmak üzere tüm elfler yaylarını çekiyor. sinirleri pamuktan bir ip gibi gerilmiş u/T4LK- ise şövalye birliğinin başında. Downvoterler atış mesafesinde değil, hobbitler hançerleri ve küçük kalkanları ile. Downvoter savaş borusu öterken mavi kurtların üstünde kgbye doğru koşmaya başlıyorlar. u/25122203 en önde bağırıyor, "GELİYORLAR!"
Lordun sesi patlıyor kulaklarda
"ATEŞ!"
Oklar yağmur gibi yağıyorken üsterine kızıllığın dansına bırakıyor ölüleri. 'Ağrr' sesleri ile ilerliyor dvoterlar. Süvari u/YanikTheGent önde, Babasını(u/terstensaplayan98) yeni kaybetmiş genç u/terstensaplayan123 arkasında yapışıyor boynuna atının.
"SNE NREZBUR KNESTAR! SNE NREZBUR KENDAR! KLEİRA VAN DUR!"
u/Cathessis ile bağırıyoruz gökyüzüne, kızıl yıldırımlar iniyor karanlık mavilere!
u/TigrisSs The Green mavilerin ayaklarına dolanacak sarmaşıklar çıkartırken kgb süvari birliği ortadan ikiye ayrılıyor, tek hedefleri olan mancınıklara ilerlemeye çalışırken arkalarından savaş arabasında u/corneliusvanbaerle'nin bağırışı kulaklarda:
"BİLİYOR MUSUN ZEYNEP!"
Asıl patırtı kurtlar ile yere çöküp falanks misali kalkanlarıyla duvar örmüş cücelerin buluşması oluyor. Arkalara atlarlarken u/lettersnumbers-'in omuzluğunun parçalayan pençesiyle kurdun biri onu yere yıkıyor. Suratında hissedilen sıcak buharlı nefes ve kurt salyası, boynunu parçalamak için dişleriyle ısıracakken... u/bedevizmc!
"Dur!" u/bedevizmcnin asası sanki kurdun dişlerine bağlanmışçasına tutuyor çenesini, ork atlıyor üzerine bu sefer u/lettersnumbers-'in. Paslı kılıcı gökyüzüne kalkıyor, fakat bir okla yere yığılıyor kılıcıyla birlikte.
"Rica ederim!" berdog gözünü kırpıyor, sıradaki downvotere okunu geçirmek üzere.
u/AhmetOguzTr'yi görüyorum sövalyelerin arasında hızla koştururken, downvoterların bir tanesinin sırtına atlayıp hızlı hızlı ensesine bıçağını batırdığını görüyorum:
"ananızı sikim sizin orospu çocukları atmayın işte şu downvoteleri ya atma abi işte düzgün post kalmadı ananızı sikim sizin kgblilik bu mu amınakoyım sikiş için sub arıyorsan başka suba git ya atma işte atma daha hot'a düşmeden postunuzu 7kişi downlamış olsa nasıl hissedersiniz orospucocukları git hayal edip..."
Dev trollerin üzerine binmiş olanlar yeri göğü sarsarak ilerlerken kılıçlarını çekmiş kgb şövalyeleri ayaklarına saldırmaya çalışıyor, gökyüzünde sesleri yankılanıyor devlerin, "kgb p*rno gurubuduğr, kgb reddite syürülmüş bir leğke!"
Üzerine gelen oklar vücuduna gömülmek yerine kalın derisi tarafından sekiyor ya da kırılıyordu. Etrafını saran kılıç kuşanmış kgblileri eliyle sağa sola savururken yavaşça sur kapılarına ilerlediğini gördük, oraya ulaşmayı başarırsa tek savunmamız düşecektir. Biz büyücüler ise patlama büyüleriyle meşgul olduğumuz sürece oraya bakamayız. u/ImmortalThoth'u eline alıyor, kafasını dişleriyle ezmek için ağzına götürmek üzere.
"Böyle öldürme şekli mi olur, sen nasıl devsin amk? Düzgün bir şeyler yap ne bileyim ayağınla ez ya da bir yerlere fırlat yemek nedir sen ne boş bir devsin böyle!"
Her şeye muhalefet orospu çocuğu kafasını karıştırmışken u/Melik0S devin ayak tırnağının arasına tüm gücüyle saplıyor kılıcını, tırnağının altından kanlar akıyor; diğer ayağıyla acı içinde tekmelerken Melikos'u metreler uzağa. Hassiktir.
Devamını izleyemeyecek durumdaydım, bulunduğum surun tam alt kısmına çarpan bir kaya ile yer parçalanmıştı sanki, deprem oluyordu. Asama yaslanamadan yerdeydim. Sura yaslanmış bir merdivenden üzerime bir ork atlarken hiç tanımadığım birisi tutuyor downvoterın kılıç tutan elini. Nickini okuyamıyorum pelerin taktığı için. Arkası dönükken turuncu kılıcını geçiriyor downvoterın karnına, apar topar yerden kalkarken yüzüne dönüp teşekküre fırsat ararken ettiği tek kelime ile pelerini çoktan gözden kayboluyor:
"Görükle..."
Vay orospu çocuğu. Demek sendin.
Savaş tüm kızgınlığıyla ilerlerken yerde yatan ImmortalThot, Melik0S'un yaptığı saldırıyla devin ellerinden kurtulmuş bile. Sur Kapısı devin çivili eldiveni ile dövülürken her darbede daha az sağlam duruyor, çöktü çökecek. Tek iyi haber, süvarilerin mancınıklara ulaşmış olması gibi görünse de, etrafa baktığımda etrafı sarılı corneliusun bağırarak baltasının birini maviyle boyalı bir komutana fırlatması ve yaralı u/pervane_pascha'nın tek eliyle tuttuğu kılıcıyla sırtını duvara yaslamak zorunda kalması iyi gözükmeyen manzaranın içerisinde küçük nüktelerdi sadece.
Kapı büyük bir zangırtıyla parçalanıp düştü.
İçeriye akın ediyordu downvoterlar, u/phalaknenin edit golemleri bile hepsine yetişemeyecek kadar yavaştı; kendisi de aralarına atlayıp ingiliz anahtarını bir onun bir diğerinin kafasına savurmaya başladı, fakat bu yegane bir çabaydı.
Kaybediyorduk.
******************************************************************************************************
"Lord Nerede!?"
Hustle'a bağırıyordum, savaşın başlama emrinden sonra gözden kaybolmuştu. Eğer Hot Posts da maviye bulanırsa kgbnin düştüğü anlamına gelirdi, en çok ihtiyaç olduğu zamanda neredeydi bu adam!
Derken kıyamet koptu.
"AÇILIN OROSPU ÇOCUKLARI!"
Lord daha önce hiç görmediğimiz bir yeşil savaş arabasının üzerinde kılıcını sallayarak bağırmaya başladı!
"KGB DEVAM EDECEK!"
Kalabalığın arasına düşmüş bir meteor gibi parçalıyordu downvoter birliklerini, kelleler kum torbaları gibi yere yığılıyordu kgbnin girişinde. Birliklerin etrafında daireler çiziyor, her dönüşünde çivili parlak savaş arabasını sürdüğü downvoterları buğday tanelerini öğüten buğday taneleri gibi üzerlerinden geçiyordu. BU ŞEY DE NEYİN NESİ!
Kıyamet makinesinin üzerinden atlayıp kılıcını sapladı göğsüne birinin, suratına yaklaşırken sözlerini fısıldıyordu:
"Reddite hoşgeldin, amk new'i!"
Koyu yeşil/siyah araba ise çıldırmışçasına dört dönüyor, biçiyor, üzerlerinden geçiyordu yoz downvoterların. Yükselen bir metal konserinin delirmiş ritmine kapılıyor savaş arabası. Beyaz asamı tuttum u/furkantopal'a, kan kokusunu andıran kara büyü ile kutsamamı okurken kana boyanmış yüzünü siliyor.
Çelik tutamaçlarındaki yazı parlıyordu arabanın savaşın ortasında: u/AutoModerator.
Maun tekerlekli kıyım makinesini arkasında bırakırken koşmaya başladı devin üzerine, sırtındaki kurt postu omuzuyla bütünleşmiş; koşarken ritmiyle kavruluyordu savaşın.
u/TigrisSs altındaki zemini bozdu devin, sarmaşıklar yetmiyordu ama bastığı yerin çamurdan bir bataklığa evrilmesiyle sarsıldı yerine sabitlenirken. u/Cathessisi gördüm lord yanından koşarak geçerken, planı o da anlamıştı. Devin üzerine koşarken rüzgar büyülerini lordu sarmak için kullandı, T4LK diz çöküp basamak oldu lord üzerine koşarken; dostunun sırtına sertçe basarak yükseldi güneşin önünü ay misali kapatan u/furkantopal! Devin omzuna sapladı kılıcını sabit durmaya çalışırken. Koşturmaya başladım ben de, tüm kalabalığın üzerine, u/YanikTheGent uzattığı eliyle atlamam bir oldu kara ata.
Yanımızdan u/csyeninden koşturuyordu boz süvari,
"Bir fikrim var!"
Göğüslüğünün arasına sıkıştırdığı bir urganın tek ucunu attı üzerimize, u/YanikTheGent bir eliyle sıkıca kavrıyordu dizginini atın, diğerinde ise ipin bir ucu vardı, iki yana ayrıldık ipi gererken.
Ayaklarının etrafında daireler çiziyordu iki at ipleri gererken, en son yere indik ve çekmeye başladık; u/KiracUzun ve u/csyeniden de çekiyordu. Üldürülen üniversite öğrencisi ise taştan zırhını yarıp deliyordu omzunu, sırtını fakat hala daha ayaktaydı. Dev bir beton heykeli iplerle devirmeye çalışan kişilerdik.
Ta ki bir alev sütunu bir mızrak gibi göğsüne çarpana kadar mark hizmetkarının. Bu Kürşat! Yüzünün kenarlarındaki kızıllıklar tüm vücudunu sarmış, sanki başka bir forma bürünmüştü savaş için. Geri adım atmaya çalışırken iplere takılan ayaklarını tüm gücümüzle asılıyorduk, belimdeki sorun bundan hiç memnun olmayacak!
Zangırtıyla düşerken u/furkantopal'ın atladığını gördüm kürşatın üzerine. Alevlere bürünmüş ileri gidiyorlar
u/corneliusvanbaerle yanındaki u/wingedhussar ile hala daha düşmemiş birer kale gibi, onları düşürebilecek tek şey sanırım u/wingedhussar'ın "Hiç ork siktin mi abi" tarzındaki soruları.
İlerlerken sayımızın azaldığını, fakat karşımızdakilerin hala daha taze kovandaki arılar kadar çok sayıda olduğu gerçeği yüzümüze çarparken duraksamadık bile. Epi topu 400 aktiftik o saatlerde. Kürşatın alevleri bir havai fişeğin yavaşça süzülen parçaları gibi ateşten bir iz bırakıyor, ölüme gidiyoruz.
Lord kılıcını havaya kaldırana kadar öyle sanıyorduk en azından.
"Bakıyorum da siz sadece sıradan postlarla gelmişsiniz, daha fazlasına ihtiyacımız var."
Textpost Çağrısı
Yerin altından çıkmaya başladı iskeletler, etraflarında kızıl savaş sisi; bunlar ghostlar!
DEMEK TÜM BUNLAR OLURKEN BURADAYDINIZ OROSPU ÇOCUKLARI!
"Biz porno izlemeye geldik knk nsfw yoksa geri dönücez furki"
Demek Lylo'nun ifşasından beri burada sessizce bekliyorlardı, inanılmaz.
Cesetlerin üzerinden zıplayan cüce cornelius u/phalakne'nin edit savaş arabalarından birine atlamış koşarken sırtında u/wingedhussar ile koşturan u/berdog'u gördüm, yanlarında u/s_v_m ise bir dver'ın gırtlağından çıkardığı kılıcı ile olayı kesiyordu; mezbahadan fırlamış gibiydi kanlara boyalı. u/s_v_m'nin çocuksu mutluluğu vardı bir yandan omuz omuza çarpışıyor oluşumuzun, yüzü gülüyordu.
"BANLATTIM OROSPU ÇOCUĞUNU! 22si düştü!" diye el sallıyordu bize,
Ve sırtına saplandı bir kör kılıç.
Sesi kesildi, gırtlağı kan doldu.
Nefesi yarım kaldı.
Gözleri kaburgalarını yırtan metalin acısıyla boyalı incileri andıran kızıl damarı kürelere dönüştü.
Arkasında duran orijinal içerik flairi koymuş bir reposter, başka gruplardan çaldığı post ile kgbnin etrafında dolanan bir celladın kılıcına sahipti. Kural 3 ile birlikte svmnin de zırhını parçalamıştı.
Gözleri kızıllıkta kayarken yere yığıldı erişkin hobbit.
Sol elindeki kılıcı yere düştü.
************************************************************************************************
Olduğum yerde kalakalmıştım u/s_v_m'nin düştüğünü görmemle, üzerine doğru koştururken bakışlarını üzerime dikmiş sahte orijinal içerik üreticisi, gözlerini bir an bile üzerimden ayırmadı. Sırtına u/hamhumsaralop atlayana kadar.
"Siz köylü orospu çocuklarını diri diri yakmak gerek" derken hançeriyle zıplayarak boğazını kesti düşmanın, fakat svmyi götürmemiz gerekiyordu.
u/karmamarma1'i gördüm sırtlanırken,
"onu u/idillogia'nın yanına götür!"
Işık mikroskobuyla günden güne yeni merhemlerin üzerinde çalışan mutfak robotu geldi aklıma sadece
Kürşat ile kalanları biçerken turuncuya boyadık kalan dvoter klanını, u/pervane_pascha'nın yanına ie u/ayseyz yetişmiş, küçük çaplı bir ok yağmuruyla kurtardığı ateş çemberinin ortasından omzuna girerek çıkartıyordu paşayı.
u/skyxco sırtındaki kgb bayrağı ile koşuyordu düşman birliklerinin üzerine, turuncu kılıcı ile bir an bile durmadı. Ayakta kalan son dvoterın ölümü de onun elinden oldu. John wick edasıyla yere tükürürken son gürültüyü kopardı:
"SAVAŞ BİZİMDİR!"
Sonrasında o da yorgunluktan yalpalayarak yere yığıldı. Haklıydı. Savaşı kazanmıştık. Artık bitmişti.
***********************************************************************************************
***********************************************************************************************
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~Yolculuk Şarkısı~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
O günün şafağında işine 4 koldan sarılanları görürdünüz. Tüm amk n*wi cuceler sabah u/terstensaplayan123 nin attığı 144p nsfwler ile uyanır ve yabancı subredditlerden kaynak ve bilgi toplarlardı. Old flairine sahip bilge ırklar ise eski KGB postlarını reddite uploadlayarak hepimize gereken ruhu aşılamaktan sorumluydu. Kimileri fazla comment atardı, kimileri az. Bir tanesiyle ara ara yollarımız kesiştiğinden, commentlerine reply atarken de ayrı bir mutlu olurdum, u/TigrissSs (ismini bir türlü yazamamışımdır.) Her flair sahibine tutulmuş bir ayna gibiydi ayrıca, en yaygın "Kalktı" flairli genç hobbitler gerçekten de sabah erkenden kalkip, nsfw postları arasında en iyisine upvote atabilmek için grubun derinliklerine inerek New Posts'ta dahi arama yaparlardı.
u/skyxco ise katrana bulayıp tüğ dökerek siktiği annelerden bahsederdi hala daha chatroomda. Aramızda yeni yeni görmeye alıştığımız u/atakankolali ise muhabbet kuşu gibi tekrar ederdi konuşulanları, bir şeyi kaçırırsanız ondan dinlemeniz mümkündü. u/wingedhussar sorular sorar, u/YanikTheGent ile u/skyxco debelenirdi tavernanın ortasında. u/kralperxx ise hala daha u/okuryusuf'un peşinden gidip gerçek bir orospu çocuğu olmak için çabalıyor.
u/s_v_m'yi ise savaştan sonra revirde yatarken gördüğümü hatırlıyorum, fakat eminim ki onu kurtaran şifalı merhemler ve büyüler değil, irades... Büyük ihtimalle gruptakı %0.001lik östrojen seviyesi.
Surları onarıyordu u/cemceylan ve u/25122203 her sabah, gedikleri kapatmasında yardım ediyorlardı tüm kgb halkına. u/sunqfu çiziyordu destansı resimlerini kgb'nin hala. u/ministerblackveil ise kgb'nin kiliselerinde oturmuş, yaralı ruhunu sarıyor; sükunetle dinleniyor kayıp rüzgarların altında. u/pervane_pascha deri sandalyesinde mecmualarını okuyor, u/BraveShadow ve nicelerimiz koşturuyor kgb sokaklarında.
Savaştan sonra göremediğim tek kişi u/Cathessis. Son bir konuşmamız oldu:
"Nereye gidiyorsun?"
"Bu evrendeki tek kgb biz olabiliriz, ama başka yerler de var. Hala daha bir yerlerde direniyor kgbliler. Yalnız değiliz."
"..."
"Başka evrenlerde, başka kgbler var."
"Anlıyorum." dedim genç görünümlü büyücüye, onun da zamanı gelmişti demek. Anlıyorum.
***************************************************************************************************
Peki ben Saruman ne yapıyordum?
ZABUMAFU tam anlamıyla uyanmıştı. Kadimlerden eski bir zaman geliyordu, ve biz bunu yapmak zorundaydık. Seçilmiş olanların belirleneceği yegane yolculuk. 1 ay elimizden düşmeyen vişneli çizkeklerimize hakim olmak zorundaydık, yoksa detroit kurbağaları gibi dilleyen bir kadın gelecek ve bizi ele geçirecti. Vakit çüklerimizi cebimize sokup ilerleme vaktidir.
Beklenmeyen yolculuk başlamıştı...
*********************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************
Part3'ün sonundaki bu şiir ile çoktan anlatmış olduğum downvoter savaşına tanıklık ettiniz, güzel vakit geçirmenizi sağladıysam ne mutlu bana

Gün doğumunda, yükselen ağaçlara bakın!
Kamp kuran hobbitlere ve zambaklıgöle.
Teknelerin yanaştığı Taşkın Deniz'e veyahut
Olgunluktan yere düşen Turunç meyvelerine!
Onlar ki, dünün başyapıtlarıdır.

Gün batımında, yükselen mızrakları seyredin!
Kılıç kuşanan cüceleri veya yaprakhançerlerlileri.
Çelik seslerinin yükseldiği Günlimanı'nı ya da
Kanca gagalı Leşyiyicilerı!
Onlar ki, bugünün eserleridir.
KULAK VERİN!
YENİ GÜNÜN ŞAFAĞINA.

Yeni gün doğumunda, parçalanmış ağaçlara bakın.
Sönmüş kamp alevine ve kırmızı dolmuş zambaklıgöle.
Dibinde batıklarla Taşkın Deniz'e veyahut
Yere yığılmış körpe elf cesetlerine.
Onlar ki, dünün izleridir.

Yeni gün batımında, tekneler yaptığımız ağaç parçalarına bakın!
Küllerden merhem yapan elf kızlarına.
Batıklarda altın bulmuş heyecanlı hobbitlere veya
Elf kanıyla yeşermiş parlayan Ixora çiçeklerine!
Onlar ki, yarının umutlarıdır!
Kazandık.
******************************************************************************************
Amını dengesini siktimin manyağı, ne uzun yazmış yine aq
submitted by SikiTuttunSaruman to KGBTR [link] [comments]

Sesli Aramalara Yönelik İçerik Üretimi Nasıl Olmalı?

[caption id="attachment_970" align="alignnone" width="584"]📷 Sesli Aramalara Yönelik İçerik Üretimi Nasıl Olmalı?[/caption]
Kullanıcılar sesli aramaları her gün daha sık kullanırlar ve kısa sürede normal genel arama aramalarını aşacakları tahmin edilir. Sesli aramanın günlük olarak artan kullanımı ile kullanıcılar tarafından aramalarda kullanılan anahtar kelimeler ve kelime öbekleri de geliştirilmiştir. Kullanıcılar yazılı bir arama kullanırken daha kısa, daha standart kelimeler kullandığından, kelimeleri ararken sözlü dilde uzun cümleler ve kelime öbekleri kullanırlar. Peki sesli aramalar için nasıl içerik oluşturmalıyız? İçerik oluştururken nelere dikkat etmeliyiz? Bu içerikte, sesli aramalar için içerik oluştururken nasıl ilerleyeceğimi açıkladım.
Neden özellikle sesli arama için içerik oluşturmalıyız?
Sesli aramaların kullanımı 2018'den bu yana daha da arttı ve kullanıcılar tarafından sıklıkla tercih edildi. Dünya genelinde sesli arama kullanım oranının artması, web sitesi sahipleri için yeni bir yeniden yapılandırma gerektirmiştir. Google'ın sesli arama yaklaşımı ve günlük yenilikler ve sesli aramadaki iyileştirmeler bizi sesli arama üzerinde çalışmaya zorluyor.
Google'ın sesli arama yenilikleri ve tutumları, sesli arama optimizasyonunun önümüzdeki yıllarda büyük önem taşıyacağını ve odaklanmayan veya hazırlanmayan web sitelerinin büyük kayıplar beklediğini gösteriyor. Bu nedenle, geç kalmamak ve sesli aramaları hızlı bir şekilde cevaplamak için içeriğinizi sesli aramalar için oluşturmalı veya optimize etmelisiniz.
İçerik oluştururken nelere dikkat edilmelidir?
[su_youtube url="https://www.youtube.com/watch?v=iWC1FNvEt0E" title="Sesli Arama Optimizasyonu Nasıl Yapılır?"]
Elbette, sesli aramalar için oluşturduğunuz içerik ile normal aramalar için oluşturduğunuz içerik arasında bir fark vardır. En büyük fark içerik yapısında görülebilir. Genel olarak, normal posta aramalarından trafik almak için oluşturduğumuz açılış sayfalarının içeriği daha düz ve daha standart bir metin modeline sahiptir. Bununla birlikte, sesli aramalar aradığımızda, çoğu insanın sesli asistanlara sorduğu soruları cevaplamayı amaçlayan içeriğe sahip olmak daha doğrudur. Örneğin, normal post aramada "temel fiyatlar" ve "İstanbul'da kaç temel fiyat" sorgusu için oluşturduğunuz içerikle. Sorgunun içeriği yapısal olarak farklıdır. İçerik oluştururken aranacak konular ve içerik oluşturmak için yararlı ipuçları aşağıdadır.
Soru kalıplarını ve soru kümelerini kullanma
Araştırma ve istatistikler, çoğu kullanıcının sesli arama yaparken soru setlerine başvurduğunu göstermektedir. O? Neden Nasıl? Ne zaman V nerede? ve sorulan Sorular sesli aramalar için oluşturduğunuz içerikte merkezi bir nokta olmalıdır. Örneğin, düz metin aramasında "araba fiyatları" kelimesini kullanan bir kullanıcı, bu aramayı "2019 araba fiyatları nedir?" ve bir bakıma sözlü bir dil haline gelir.
Bu kriter göz önüne alındığında, sorular ve cevaplar şeklinde içerik oluşturmak avantajlıdır. Hemen hemen tüm kullanıcılar sesli asistanların sorularını sorarak ve cevaplarını bu şekilde inceleyerek sesli aramayı kullanırlar. İçeriğinizi oluştururken ve sesli aramalar için Soru-Cevap içeriği oluştururken 5N 1K teknolojisine baktığınızdan emin olun. s.
Yüzmeyi nasıl öğrenebilirim, nereden oyun indirebilirim, nasıl müzik yapabilirim, beni telefonunuzda engelleyen vb. Soru ve cümle kalıpları ile anahtar kelimenize göre içerik oluşturabilir ve sesli arama için sayfalarınızı oluşturabilirsiniz.
Uzun kuyruklu anahtar kelimelere odaklanın
Sesli aramada kullanılan sorguların incelenmesi, uzun kuyruklu anahtar kelimelerin ve kelime öbeklerinin ağırlıklı olarak kullanıldığını gösterir. Anahtar kelimeniz olmadan uzun kuyruk kelimelere baktığınızdan emin olun. Anahtar kelime "yatak fiyatları" anahtar kelimesini ve bu kelimenin uzun varyasyonlarını aradığınızı varsayalım. "Yeni sezonda yatak fiyatları, yumuşak yatak fiyatları, ortopedik tek kişilik yatak fiyatları, ortopedik çift kişilik yatak fiyatları, çift kişilik yatak fiyatları" gibi kelimeleri kelimenize uygun hale getirebilir ve içeriğinizi buna göre optimize edebilirsiniz.
Uzun kuyruklu bir anahtar kelime kullanmak, yalnızca sesli aramalar için değil, normal yazı aramaları için de bir avantaj sağlar ve ana anahtar kelimenizi daha alakalı hale getirmenize yardımcı olur. Konum kazanmak ve organik trafiğinizi artırmak için ses ararken uzun kuyruklu anahtar kelimeler kullanabilirsiniz.
Başka bir örnek vermek gerekirse: bir kullanıcı "MacBook Pro" yu aradığında, "MacBrook Pro ücretsiz gönderim, indirim, kupon vb." Dir. Arama yapan kullanıcılar arasındaki niyetler farklıdır. İlk kullanıcı henüz MacBook Pro'yu satın almıyor ve ürün ve özelliklerini gösteren ürün hakkında bilgi arıyor. İkinci kullanıcı ürünü doğrudan satın almak için talepte bulunur.
Doğrudan içerik yazarak sesli arama için tanımladığınız anahtar kelimeleri derecelendirmemeli, hangi kullanıcıların anahtar kelimeleri kullandığını ve onlar için ne yaptıklarını tahmin etmelisiniz. Bu şekilde, kullanıcıların niyetlerine göre oluşturduğunuz içerikle daha verimli olacağınız neredeyse kesindir.
Hangi araçları kullanabilirsiniz?
Sesli arama içeriği oluştururken soru kalıplarını bulmanıza, soru kümelerini tanımlamanıza ve uzun kuyruklu anahtar kelimeler bulmanıza yardımcı olacak yararlı araçlar da vardır. Bu araçlar, hiçbir zaman belirtmediğim gibi, anahtar kelimeniz için doğru olan soru kümelerini ve uzun kuyruklu anahtar kelimeleri belirlemenize yardımcı olur. En çok tercih edilen 4 yöntem hakkında bilgi için aşağıya bakın.
Google arama sonuçları
Google arama sonuçlarında sayfanın altındaki "İlgili Aramalar" bölümü, anahtar kelimenize benzer uzun kuyruklu kelimeleri tanımlamak için en iyi alanlardan biridir. Anahtar kelimeleri hızlı ve doğru bir şekilde tanımlamak istiyorsanız, bu alanı kullanabilir ve buradan yönlendirilen anahtar kelimeleri seçebilirsiniz.
Daha sonra, burada tanımlanan anahtar kelimeleri yeni içerik oluşturmak için birleştirebilir veya mevcut içeriğinizi belirlediğiniz uzun kuyruklu anahtar kelimelerle eşleşecek şekilde ayarlayabilirsiniz.
Halka cevap verin
Ücretli bir araştırma aracı olan Türkçe'yi yanıtlayın, yazdığınız anahtar kelime için soru kümelerini gösterir ve en iyi soru kümelerini anahtar kelimenize ayrıntılarıyla aktarır. Diyagram formunda bulduğunuz sonuçlar size soru kalıplarında sunulmaktadır. Bu sonuçlarla birlikte, aracın oluşturduğunuz sayfalarda size verdiği soruları temel alarak içerik planınızı değiştirebilir veya içeriğinizi oluşturabilirsiniz.
Ahrefs
Öncelikle arama motoru optimizasyonunda bağlantı izleme için kullanılan bir araç olan Ahrefs ile, anahtar kelime araştırması yapmak için "İçerik Gezgini" aracını kullanabiliriz. En iyi yanı, Content Explorer'ın yazdığımız anahtar kelime için soru kümelerini belirleyip sonuç ekranında görüntüleyebilmesidir.
Ahrefs ayrıca bize sunduğu arama hacmi, kelime zorluğu ve anahtar kelime rekabeti gibi veriler sağlayarak sesli arama için tanıdığımız kelimeler hakkında ön bilgi sağlar. Sonuç olarak, insanların bir kelimeye ilgisi, kullanım oranı ve bu kelimedeki rekabet hakkında bilgi edinebiliriz. Ayrıca içeriğimizi Ahrefs'ten gelen soru setlerine göre optimize edebilir veya içeriğimizi sıfırdan oluşturabiliriz.
Google Ads anahtar kelime planlayıcısı
Google Ads'deki Anahtar Kelime Planlayıcı aracıyla birlikte, anahtar kelimeleri araştırırken yazdığımız anahtar kelimeyle ilişkili farklı varyasyonları ve diğer kelimeleri tanıyabiliriz. Arama hacimlerini gösteren ekranda, ortalama olarak kelimemiz, soru setlerimiz ve insanları ilgilendiren sorularla ilgili başka kelimeler edinebiliriz.
Ücretsiz olarak kullanabileceğiniz Google Ads Anahtar Kelime Planlayıcı aracıyla, yazdığınız anahtar kelimelerle ilgili diğer varyasyonları ve soru kümelerini kullanabilir ve içeriğinizi buna göre planlayabilirsiniz. Ayrıca ekranda görebileceğiniz arama hacimleri ve her kelimeye ne kadar öncelik vermeniz gerektiği hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.
Bu makalede GoDaddy Blog dan esirlenerek hazırlanmıştır
https://tr.godaddy.com/blog/sesli-aramalar-icin-icerik-uretimi-nasil-olmalidi
Diger Makalelerime Ulaşmak İçin buraya Tıklayınız
submitted by emrecann150 to blogs [link] [comments]

BMW M3 Fiyat Listesi

BMW M3 Fiyat Listesi
En çok bilinen markalar arasında bulunan BMW’nin yeni tasarımı olan ve çok satılan M3 araba sportif tasarımı ile BMW severlerin ilk tercihi arasında yer almaktadır. 6 silindirli motor kapasitesi ile hız severlere ne kadar hız yapılırsa yapılsın içinde bulunan kişiler bunları hissetmemektedir. Atletik ön görünümü ile kullanıcılarına çift led aparatları ile hem yolunuza daha aydınlık göstermekte hem de yeni nesil far tasarımı ile gece görüşü ile sizlere sunulmaktadır.
https://preview.redd.it/s2r42jzgfwm41.jpg?width=800&format=pjpg&auto=webp&s=94cc2cf965b15d383599090194d10e3af4b3f9b5
submitted by aracdetaynet to u/aracdetaynet [link] [comments]

bir yıldır olası durumlar için malzeme biriktiriyorum ve yanıma birini arıyorum.

Neden böyle bir şey yaptığımı ben de bilmiyorum aslında. bol bol vitamin, ilaç, yiyecek, acil yardım malzemesi, enerji verici yiyecekler, koruyucu kıyafetler ve maskeler biriktirdim. 3 ay yetecek kadın pedi, 6 ay yetecek tampon(tampon sadece regl için değil su arıtma ve yaraya pres yapma için de kullanılıyor) ve 40 tane de kondom, 2 kafa lambası, 1 büyük ışıldak, su altı feneri, kinetik enerjiyle çalışan fener ve çadır labam var, çift kişilik çadırım, -20 derece için uyku tulumum ve 80 litrelik sırt çantam var. her türlü hastalığa karşı ilaç biriktiriyorum, bu yüzden evde kullanmadığınız ne işe yaradığını bilmediğiniz ilaçlar da kabulümdür. Küçüklükten beri avcılık yapıyor ve belli zamanlarda poligona gidiyorum, kendo eğitimi alıyorum ve mağaracılık yapıyorum. bunların hepsini de ileride zombi istilası olur, iç savaş çıkar umuduyla yapıyorum. Boş bir hayatım da yok halbuki, akademisyen falan olmak istiyorum ama yine de dünyanın sonunun geldiği düşüncesi aşırı hoşuma gidiyor, malzemeleri biriktirirken böyle gözümde binbir türlü senaryo canlandırarak "eheheh ölmiycem" diyorum. yarrak gibi bir dünyada son yaşayan insan olmamak için de yanımdaki insanlarla paylaşabileceğim şeyler de biriktiriyorum ayrıca. mesela 3 tane türkiye haritam var birileriyle bir yerde buluşma planı yaparsak diye kalabileceğimiz yerleri de işaretledim haritalarda. aradığım birkaç malzeme var, öncelikle kurşun geçirmez yeleğim yok ve bu çok büyük bir problem benim için, onun yanısıra iyodür ilacı arıyorum, nükleer saldırılarda çok işe yaramasa ve tek bir organı koruyor da olsa yine de lazım olduğu düşüncesindeyim. bir de bir tane tıp eğitimi olan biri lazım yanıma, çünkü kurşun yarası gibi yaraları tıp eğitimi olmayan biri iyileştirmediği müddetçe ölüm riski %90 falan. yani o filmlerde gördüklerimiz, ateşle dağlama falan direkt enfeskiyon kapıp ölmemize neden oluyor. bir de motor veya araç ehliyetim yok, bu yüzden bu tıp eğitimi olan kişi araba kullanmayı bilse iyi olur. Ankara'da okuyorum bu yüzden Ankara'da yaşayan kişi tercihimdir.
submitted by hoesteps to burdurland [link] [comments]

İZMİR ARAÇ KİRALAMA

Hem ülke içinde hem de ülke dışında oldukça sevilen illerin başında gelen İzmir tarihi yapıları, denizi ve tatil seçenekleri ile sürekli turist ağırlar. Sizin de yolunuz düştü ve taşıt ihtiyacınız varsa İzmir Araç Kiralama ile ilgili tüm ihtiyaçlarınızda sizlere yardımcı olabiliriz. Ülkemizin en güzel kentlerinden biri olan İzmir’de araç kiralama hizmetlerinden yararlanmak için bizleri tercih ederek, rahatlığı, konforu ve güveni de almış olursunuz.
Uzun süreli ve günübirlik kiralama hizmetlerinin yanısıra geniş araç seçenekleri ile her bütçeye uygun bir çözüm için bizi tercih edebilirsiniz.Profesyonel ve kaliteli araç kiralama hizmetlerinden yararlanmak isteyenler, İzmir’e geldiklerinde, tüm seyahatleri boyunca rahat edebilecekleri, konforu bulacakları araç kiralama firmalarından yararlanmak isterler. Araç kiralamalarında çoğu zaman ek sürücü de olabilmektedir. Böyle bir durumda, ek sürücü sorumluluklarının yerine getirilmesi gerekir. Ek sürücü olacaksa, yaşının ve ehliyet süresinin araç kiralamaya uygun olması gerekmektedir. Ek sürücüler de ek ücrete tabidir. Bu ek sürücüler, firmadan firmaya değişkenlik gösterebilir. Kiralama süresince ek bir sürücünün olacağı, yapılacak sözleşmeye muhakkak yazdırılmalıdır. Araç kiralamalarında, asıl sürücü kadar ek sürücü de arabanın teslim alınıp teslim edilme sürecinden ve diğer kuralların yerine getirilmesinden de sorumludur. İzmir Araç Kiralama firması olarak bizler sizlerin güvenliği için her konuyu en ince detayına kadar düşünüyoruz.
Drob bedeli olarak bilinen tek yön kiralama bedeli, aracın kiralandığı firma ofisinden aynı firmanın başka bir ofisine ek ücretler ödenerek teslim edilmesi anlamına gelir. Eğer aracı kiralayan kişi, firmanın başka bir şehirdeki ofisine araba teslimini yaparsa, kira süresi gözetilmeksizin mesafeye göre tek yön kiralama bedeli uygulanır. İzmir Araç Kiralama firmasından kiralanan araç ile kaza yapıldığı zaman bazı sorumlulukların yerine getirilmesi gerekir. Kazanın tek taraflı mı karşılıklı mı yapıldığı durumlarında bazı tutanakların tutulması gerekir. Tek taraflı kazalarda, araca hasar veren tespit edilememiş ya da kaçmışsa, aracın yeri değiştirilmez ve polis ya da jandarmaya haber verilerek, görgü tanıkları, alkol tespiti tutanakları tutturulur. Çift taraflı kazalarda, aracı kiralayan kişi, iki tarafın aracının tüm resimlerini, gerekli belgeleri fotoğraflarını çekmelidir. Kazaya karışanlardan biri yabancı uyruklu olursa, pasaport, Türkiye’ye giriş damgası gibi belgelerin fotoğraflarının ya da fotokopilerinin alınması gerekir. İzmir Araç Kiralama için güvenilir adresiniz biziz.
submitted by pusulabilisim to u/pusulabilisim [link] [comments]

Green Card Sahibi Olmanın Avantajları Nelerdir?

· Amerika Birleşik Devletleri’nde süresiz olarak oturma ve çalışma iznine sahip olurlar.
· Amerika'ya, istediğiniz zaman giriş-çıkış yababilirsiniz. Ayrıca Green Card sahipleri Meksika ve Kanada’ya vizesiz giriş çıkış yapabilmektedirler.
· Seçme ve seçilme hakki dışında ki , tüm haklardan yararlanabilirler.
· Green Card sahibi olmaları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından feragat etmelerini gerektirmez.
· Green Card Kazandıktan sonra dilerseniz Eğitim amacıyla da kullanabilirsiniz . Green Card sahipleri burs ve özel indirimlerden faydalanabilir.
· Amerikan Devlet Daireleri dahil her yerde çalışabilirler.
· Green Card sahipleri Amerika'ya giriş yaptıkları anda mülk, araba vb. alabilirler.
· Green Card sahipleri istedikleri eyalette ikamet edebilirler veya çalışabilirler.
· Green Card sahipleri Amerikan bankalarından kredi kullanabileceği ve her türlü finans işlemini yapabileceği sosyal güvenlik numarasını(SSN) almaya hak kazanır.
· Amerika Birleşik Devletlerinde işyeri açabilirler.Personel çalıştırabilirler. İşleri ile alakalı kredi başvurusunda bulunup kredi kullanabilirler.
· Amerika dışındaki ülkelere vize başvurusu yaparken size kolaylık sağlar.
· Beş yıl boyunca Amerika'ya düzenli olarak girerseniz Amerikan vatandaşlığına başvuru yapabilirsiniz. Dilerlerseniz de çifte vatandaşlık statüsüne geçebilirsiniz.
· Türkiye’ye gelip gitme konusunda herhangi bir kısıtlama söz konusu değildir.
· Green Card sahibi olan kişilerin eşleri ve yeni doğacak çocukları da aynı haklara sahiptir.
Telefon: 0212 266 12 22 0212 963 99 39
Adres: Kuştepe Mah. Karkuyusu Sokak No:39 Mecidiyeköy Şişli / İSTANBUL
submitted by trgreencard to u/trgreencard [link] [comments]

Merkezefendi Eski Eşya Alanlar [=0554 178 70 75=] Merkezefendi Spot Eşya Alanlar

Merkezefendi ikinci el beyaz eşya alanlar 0554 178 70 75 i7 bilgisayar fiyatları laptop, 2.el köşe takımı alanlar ambalajında salon takımı alım satım, 0554 178 70 75 ,ikinci el eski eşya alanlar, 2.el koltuk takımı alanlar 2 el baza yatak fiyatları, ikinci el beyaz eşya alan yerler 2 el tv alanlar, 2.el eşya alan yerler ikinci el laptop istanbul, Merkezefendi ikinci el beyaz eşya alan yerler 2 ci el bilgisayar, ikinci el çocuk odası alanlar mutfak odası, ikinci el yatak odası alanlar sahibinden ikinci el televizyon, ikinci el çocuk odası alanlar ikinci el bilgisayar satış, ikinci el büro mobilyası alanlar, Merkezefendi 2 el baza 0554 178 70 75 çamaşır makinesi alanlar, ikinci el plazma tv alanlar satılık ikinci el laptop antika mobilya ikinci el yemek odası alınır satılır ikinci el yatak ikinci el şofben ikinci el televizyon alım satım ikinci el yemek odası alınır satılır 2 el siteleri sahibinden ikinci el yatak odası takımları ikinci el kanepe araba ikinci el spot 2.el oturma grubu alan yerler 2 el toshiba laptop lg ikinci el ikinci el tablet fiyatları kullanılmış cafe malzemeleri alım satım, Merkezefendi 2 el çamaşır makinesi fiyatları 0554 178 70 75 ikinci el eşya istanbul eski eşya alım satım ikinci el yatak odası lokanta malzemeleri alanlar 2 el laptop satmak istiyorum 2 el komple eşya alınır satılır, 2 el cafe mobilyası alanlar 2 el iskandinav koltuk takımı, ikinci el gardolap fiyatlari l köşe takımı, spot tv fiyatları kullanılmış koltuk alım satım, spot 2.el led tv alanlar i5 dizüstü bilgisayar fiyatları, istanbul ikinci el beyaz eşya 2 el satılık eşya, ikinci el eşya satışı ikinci el bulaşık makinesi fiyatları, sahibinden ikinci el genç odası, Merkezefendi ikinci el komple eşya alım satım 0554 178 70 75 spot ikinci el klima, 2 el koltuk ikinci el i7 işlemci, ikinci el ev eşyası alım satım ambalajında gardolap alan yerler, çift kişilik yatak odası takımları 2 el mobilya satanlar, sahibinden satılık ikinci el koltuk takımı ikinci el ekran kartı, 2 el beyaz eşya alım satım 2 el cafe koltukları, köşe takımı fiyatları istanbul en uygun bilgisayar laptop, spot koltuk 2.el ofis mobilyası alanlar, en uygun plazma sahibinden ikinci el koltuk, Merkezefendi 2 el koltuk 0554 178 70 75, sahibinden laptop satılık antika eşyalar, lcd tv alan yerler toplama bilgisayar, ikinci el toshiba bilgisayar alan yerler 2 el koltuk takımı sahibinden, 2.el ofis koltuğu alınır satılır ikinci el yatak odası takımları fiyatları, 10 inç laptop fiyatları ikinci el buzdolabı, ikinci el çamaşır makinesi alan yerler, ikinci el eşya sat, eşya satma sitesi, 2.el eşya alan yerler, Merkezefendi ikinci el bulaşık makinesi 0554 178 70 75, ikinci el eşya pazarı, ikinci el esya alim satim, ikinci el lokanta malzemeleri alanlar, ikinci el masa
http://www.esyacarsisi.com/
submitted by 2elesyaalanyer to u/2elesyaalanyer [link] [comments]

=0542 835 62 74= Kadıköy Suadiye Spot Eşya Alanlar Kadıköy Suadiye Spot Eşya Alanlar

Kadıköy Suadiye 2.el eşya alanlar 0542 835 62 74 2 ci el eşya, 2.el eski eşya alan yerler 2.el toshiba laptop alanlar, 0542 835 62 74 ,ikinci el beyaz eşya alan yerler, 2.el koltuk alım satım ikinci el plazma alan yerler, 2.el koltuk alım satım 2 el gardolap alım satım, ikinci el eşya alanlar satılık ikinci el mobilya, Kadıköy Suadiye ikinci el eşya alım satım spot l koltuk, 2.el yatak odası alanlar çift kişilik yatak odası takımı fiyatları, ikinci el çocuk odası alan yerler ikinci el koltuk alan yerler, ikinci el yatak odası alanlar ikinci el koltuk ilanları, ikinci el plazma tv alanlar, Kadıköy Suadiye ikinci el eşya satma 0542 835 62 74 eşyalarınızın kaliteli kontrollerini uzman ekibimiz yapmaktadır., 2.el yatak odası alanlar ikinci el eşya siteleri ikinci el sandalye kullanılmış cep telefonu alan yerler letgo 2 el ikinci el mobilya satan yerler antika alanlar ankara ikinci el laptop ikinci el ev eşyası alım satım ikinci el koltuk takımları ve fiyatları ikinci el eşya satışı 2.el komple eşya alım satım notebook laptop fiyatları yapboz koltuk takımı 2 el köşe grubu alan yerler eski lcd tv alım satım ikinci el klasik koltuk takımları fiyatları, Kadıköy Suadiye ikinci el televizyon 0542 835 62 74 ambalajında beyaz eşya alan yerler uygun koltuk takımları beylikdüzü ikinci el eşya ikinci el ev mobilyaları 2 el msi laptop ikinci el çekyat istanbul, ikinci el bazalar ve fiyatları ikinci el araba fiyatları, çift kişilik yatak odası takımları kullanılmış led tv alınır satılır, ikinci el ev eşyaları spot televizyon alım satım, dev ekran plazma ikinci el eşya koltuk takımı, ambalajında ps3 alım satım 2 el ev eşyası alınır satılır, eşya alanlar satılık koltuk takımı sahibinden, i3 işlemci 2 el, Kadıköy Suadiye ikinci el yatak 0542 835 62 74 ikinci el eşya arayanlar, sahibinden lg led tv spot ikinci el oturma grubu alan yerler, 2 el esya alan yerler bilgisayar alınır satılır, ikinci el masaüstü bilgisayar alanlar 2 el ev eşyası alanlar, kullanılmış oyun konsolu alım satım spot mobilya fiyatları, satılık bilgisayar fiyatları notebook ikinci el, 2 el oturma odası alan yerler sahibinden köşe takımı, spot elektronik eşya alanlar ikinciel eşya, televizyon fiyatları ikinci el i5 işlemci fiyatları, Kadıköy Suadiye antika mobilya 0542 835 62 74, sahibinden oturma gurubu 2 ci el koltuk takımları, satılık ikinci el koltuk takımı en uygun fiyata koltuk takımları, 2 el televizyon alanlar eski yemek odası alım satım, exper dizüstü ikinci el koltuk takımı sahibinden, ikinci el masa sandalye ambalajında ofis mobilyası alanlar, ikinci el klima alanlar, 2 el beyaz eşya, ikinci el spot, 2 el kanepe
HTTP://WWW.ESYACARSISI.COM/
submitted by 2elesyaalanyer to u/2elesyaalanyer [link] [comments]

Macet.Net-Mobil Sesli Chat-Mobil Kameralı Chat-Mobil sesli sohbet

Genel ”macet” tüm PC’lerde çalışan Windows Windows XP, Vista, 7, 8, 8.1 ve tüm android cep telefonları ve tabletlerde çalışır
”MACET” tüm saldırı türlerine karşı güvenlidir ve korunmaktadır
Tüm ISP’lerin tüm dünyadan kolaylıkla bağlanabilmesi için, yalnızca sohbet odasına katılmak için 1,1 KB’lık bir İnternet bağlantınızın olması gerekir.
Yükleyici dosyası çok küçük olduğundan hiçbir zaman yükleme ve kurulum programını uzun süre beklemek zorunda değilsiniz
Gelişmiş web kamerası ve berrak ses
Çift Yönlü Mikrofon
Kayıtlı isim sistemiyle takma adınızı koruma becerisi
Renkli ve birçok kontrol ve erişim seviyesine sahip dört tür yöneticisi
Dört çeşit sessiz kullanıcı türü: mikrofonun sesini kapat, sessiz metin, sessiz web kamerası, özel metin mesajı sesini kapat
Herkes şimdi bir takma ad kaydedebilir, Tüm kayıtlı takma adların bir profil sayfası ve ziyaretçi sayacı var. Herhangi bir sohbet odasına üye, yönetici, superadmin, ana veya kök olarak üye olabilirsiniz
Birçok kullanıcı durumu şu şekildedir: (uzak – meşgul – telefon – yemek – uyku – araba)
Beş çeşit konuşma zamanlayıcısı
Tüm kullanıcılar ve yöneticiler için gelişmiş uyarı mesajları
Gelişmiş kontrol paneli ve bayi programı
submitted by Macet_net to u/Macet_net [link] [comments]

Çift Kova Tekniği ile Araç Nasıl Yıkanır ? - YouTube BİM – Çift Kameralı Araç Dikiz Aynası - YouTube Gelişli - Gidişli Çift Yönlü Dar Yollarda DİKKAT! - YouTube MUSA EROĞLU KARŞIDAN GELİYOR BİR ÇİFT ARABA NEM KALDI ... PİLSAN ATTACK ÇİFT KİŞİLİK UZAKTAN KUMANDALI AKÜLÜ ARABA

Çift Kişilik Akülü Araba n11.com'da. Çift Kişilik Akülü Araba modelleri, çift kişilik akülü araba markaları, seçenekleri, özellikleri ve en uygun fiyatları n11.com'da sizi bekliyor! Çift Yönlü Araba; Göre sırala: Göstermek: Bu ürünü sepete eklediniz: Baby Hope 617 Puset. Sepet sayfasına git Devam et. Sepete Ekle. İstek Listeme Ekle Hızlı Görünüm. Baby Hope 617 Puset. 0 out of 5. EN 1888 standartlarına uygun kullanışlı çift yönlü bebek arabası ... Araba.com Garantili ve Ekspertizli Arabalar, SUV, Arazi ve Ticari Araçlar En İyi Fiyatlarla Türkiye'nin Araba Pazarı Araba.com'da 2012 Çift Kabin Transit. Sahibinden Ford Transit Kamyonet 350 M D/C Çift Kabin Kasali 2012 Model Beyaz Renk Denizli Arabam. 2012 Model 6 Vites 155Bg Sahibinden Şirket Aracı Fatura Kesilecek Foto Prestijli Modeli Mondeo\ Nun Ikinci El Performansı Ve Kullanım Ayrıntılarını Arabam.com > Ticari Araç > Ford > Transit > Kamyonet 350 M D/C Çift Kabin Kasali çift Kişilik Akülü Araba fiyatları ve özelliklerini karşılaştır kategori & marka ayrıştırması ile en uygun . çift Kişilik Akülü Araba fiyat avantajını yakala!. Cimri.com'da senin için 18 adet çift Kişilik Akülü Araba ürünü bulduk.çift Kişilik Akülü Araba kategorisinde en favori Akülü Araba ve diğer kategorilerinden birini tercip edip filtre seçimleriyle ...

[index] [4873] [17] [6461] [3753] [671] [1879] [3060] [4159] [5322] [5923]

Çift Kova Tekniği ile Araç Nasıl Yıkanır ? - YouTube

Halk Müziği KARŞIDAN GELİYOR BİR ÇİFT ARABA Halit Arapoğlu - Gaziantep Karşıdan geliyor bir çift araba Yıkıldı hanamız kaldık haraba Seni vermişler bir dil b... Ben Mehmet Efe Usta.Bu videomda 2 bölüm hal,inde yayınladığım çift motorlu ahşap akülü araba videosunu birleştirdim ve beğeninize sunuyorum. ֍Kanalıma Ücrets... PİLSAN ATTACK ÇİFT KİŞİLİK UZAKTAN KUMANDALI AKÜLÜ ARABA ... JEEP vs TRAKTÖR Son model Akülü PİLSAN Araba ve Çiftçi traktör artık Poyraz'ın! Bidünya Oyuncak - Duration: 15:41. Motovlog channel Turkey from İstanbul BİM Türkiye mağazalarında satışa sunulan Çift Kameralı Araç Dikiz Aynası’nını süper ince tasarımı ve LED aydınlatmalı yüksek kaliteli gece görüşlü arka kamer...

http://forex-thai.sasmining.pw